• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
    • A'dan Z'ye
    • Alfabetik Sıralama
    • İslami Rüya Tabirleri
    • Alfabetik Sıralama

Şuarâ Sûresi 20 - 39. Ayetler

20.   (Musa) dedi ki: "O işi o anda, sonunun ne olacağını bilmeden yaptım."

21.   Onun üzerine sizden korkunca da içinizden kaçtım; derken "Rabbim bana hüküm ihsan etti ve beni peygamberlerden kıldı".

22.   "O başıma kaktığın nimet ise İsrailoğullarını kul-köle etmiş olmandır."

23.   Firavun: "Âlemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

24.   Musa: "Göklerin, yerin ve bütün arasındakilerin Rabbidir, eğer kesin bilgiye inanıyorsanız (böyledir)."

25.   (Firavun) etrafındakilere: "İşitiyor musunuz?" dedi.

26.   (Musa:) "O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi.

27.   (Firavun:) "Kuşkusuz size gönderilmiş olan elçiniz mutlaka delidir" dedi.

28.   (Musa:) "O, doğunun, batının ve bütün arasındakilerin Rabbidir. Eğer siz aklınızı kullansanız (anlarsınız)."

29.   (Firavun:) "Yemin ederim ki eğer benden başka bir ilah edinirsen seni mutlaka zindanlıklardan ederim!" dedi.

30.   (Musa:) "Ya" dedi; "Sana apaçık isbat edecek bir şey getirmiş olsam da mı?"

31.   (Firavun:) "Haydi, eğer doğru söyleyenlerden isen, getir onu bakayım" dedi.

32.   Bunun üzerine Musa, asasını bırakıverdi, (asa) apaçık bir ejderha oluverdi.

33.   Bir de elini (koynundan) çekti çıkardı, o da bakanlara bembeyaz oluverdi.

34.   (Firavun) Etrafındaki topluluğa: "Bu, kuşkusuz bilgili bir sihirbazdır."

35.   "Sihiriyle sizi yerinizden çıkarmak istiyor. Şimdi ne emredersiniz?" dedi.

36.   Dediler ki: "Bunu ve kardeşini alıkoy! Şehirlere de toplayıcılar gönder"

37.   "Bütün bilgili sihirbazları getirsinler."

38.   "Bu suretle belli bir günün tayin edilen vaktinde sihirbazlar bir araya getirildi."

39.   Halka: "Siz de toplanıyor musunuz, hemen toplanın" denildi.

Şuarâ Sûresi 40 - 60. Ayetler

40.   "Şayet galip gelirlerse, sanırız bizler sihirbazlara tabi olacağız."

41.   Derken sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: "Eğer biz galip gelirsek, bize mutlaka bir mükafat vardır, değil mi?" dediler.

42.   (Firavun:) "Evet!" dedi. "Hem siz o zaman yakınlardan olacaksınız."

43.   Musa onlara: "Siz ne atacaksanız atın!" dedi.

44.   Hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve: "Firavun'un izzeti hakkı için elbette biz galibiz!" dediler.

45.   Musa da asasını koyuverdi, bir de baktılar ki o, her ne dolap çeviriyorlarsa yutuyor.

46.   Derhal sihirbazlar secdeye kapandılar.

47.   "Alemlerin Rabbine iman ettik."

48.   "Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik!" dediler.

49.   (Firavun:) "Ben size izin vermeden iman ettiniz. Anlaşıldı ki, o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! O halde mutlaka yakında bileceksiniz, çaresiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazına kestireceğim, hem de muhakkak hepinizi çarmıha gerdireceğim" dedi.

50.   Dediler ki: "Zararı yok, kuşkusuz nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."

51.   "Şüphesiz biz mü'minlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizi bağışlayacağını ümit ederiz."

52.   Hem Musa'ya şöyle vahyettik: "Kullarımı gece yürüt; çünkü takip edileceksiniz."

53.   Firavun da şehirlere asker toplayıcılar gönderdi.

54.   "Şüphe yok ki, şunlar küçük ve önemsiz toplulukturlar."

55.   "Fakat hakkımızda çok kin ve nefret besliyorlar."

56.   "Biz ise uyanık, ihtiyatlı bir topluluğuz" diyordu.

57.   Bu suretle bunları bahçelerden, pınarlardan,

58.   Hâzinelerden ve güzel makamlardan çıkardık.

59.   Ve onları İsrailoğullarına miras kıldık.

60.   Derken Firavun ve adamları arkalarına düştüler; güneş doğmuştu.

Şuarâ Sûresi 61 - 83. Ayetler

61.   İki topluluk birbirini görünce Musa'nın adamları "Yakalandık!" dediler.

62.   (Musa:) "Hayır, asla!" dedi; "Rabbim muhakkak benimledir. Bana yol gösterecektir."

63.   Bunun üzerine Musa'ya: "Asân ile denize vur!" diye vahyettik. Vurunca deniz yarıldı, on iki yol açıldı; her bölük koca bir dağ gibi oldu.

64.   Ötekilerini de buraya yaklaştırmıştık.

65.   Musa'yı ve beraberindeki kimseleri tamamen kurtardık.

66.   Sonra ötekilerini suda boğduk.

67.   Şüphesiz bunda mutlaka bir ibret vardır, öyle iken çoğu mü'min olmadı.

68.   Şüphesiz ki, Rabbin gerçekten güçlü ve engin merhamet sahibidir.

69.   Onlara İbrahim'in kıssasını da oku.

70.   O, bir vakit babasına ve kavmine: "Siz neye taparsınız?" dedi.

71.   "Birtakım putlara taparız ve onlar sayesinde toplanırız" dediler.

72.   (İbrahim:) "Onlar dua ettiğiniz zaman işitirler mi?" dedi.

73.   "Veya size bir menfaat yahut zarar verirler mi?"

74.   Dediler ki: "Yok! Atalarımızı böyle yapar bulduk."

75-76. (İbrahim) dedi ki: "Şimdi gördünüz ya! Sizin ve eski atalarınızın; neye taptıklarınızı!"

77. Onların hepsi benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi başka!

78.   Beni yaratan, sonra da bana hidayet veren O'dur.

79.   Beni yediren ve içiren O'dur.

80.   Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.

81.   Beni öldüren, sonra beni yine dirilten O'dur.

82.   Ceza günü günahımı affedeceğini umduğum O'dur.

83.   Rabbim! Bana bir hüküm ver ve beni iyiler arasına kat.

Şuarâ Sûresi 84 - 111. Ayetler

84.   "Ve bana sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!"

85.   "Beni, Naîm cennetlerinin vârislerinden kıl."

86.   "Babamı da bağışla. Çünkü o, yanlış gidenlerdendir."

87.   "Dirilecekleri gün beni utandırma."

88.   "O gün ne mal fayda verir, ne de oğullar."

89.   "Ancak Allah'a selîm bir kalp ile gelenler başka, onlar o günde fayda bulur."

90.   "Hem takva sahipleri için cennet yaklaştırılmıştır."

91.   Azgınlar için de cehennem horlatılmıştır.

92.   Ve bunlara: "Hani nerede Allah'tan başka taptıklarınız?"

93.   "Nasıl, size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı?" denilir.

94.   Arkasından onların hepsi cehennemin içine fırlatılmaktadır.

95.   Ve bütün iblis orduları oraya atılır.

96.   Onun içinde birbirleri ile çekişirlerken şöyle demektedirler:

97.   "Vallahi, biz doğrusu apaçık bir şaşkınlık içinde imişiz."

98.   "Çünkü sizi âlemlerin Rabbi seviyesinde tutuyorduk."

99.   "Ve bizi hep o günahkârlar şaşırtmıştı."

100. "Bak, şimdi bizim için ne şefaatçiler var,"

101. "Ne de yakın bir dost var!"

102. "Bari bizim için geriye dönmek olsa da müminlerden olsak!"

103. "Şüphesiz bunda mutlaka bir ibret vardır; öyle iken çoğu mü'min olmadı."

104. Şüphesiz ki, Rabbin gerçekten güçlü ve engin merhamet sahibidir.

105. Nuh kavmi gönderilen peygamberleri yalanladı.

106. O zaman kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

107. "Haberiniz olsun, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

108. "Gelin, Allah'tan korkun. Bana itaat edin." dedi.

109. "Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir."

110. "Gelin, Allah'tan korkun. Bana itaat edin." dedi.

111. "Â!" dediler, "hiç biz sana inanır mıyız? Senin ardına hep o reziller düşmüş?"

Şuarâ Sûresi 112 - 136. Ayetler

112. (Nuh:) "Benim onların yaptıkları hakkında ne bilgim olabilir?"

113. "Sizin şuurunuz olsa (bilirdiniz ki) onların hesabı ancak âlemlerin Rabbine aittir."

114. "Hem ben iman edenleri kovacak değilim."

115. "Ben ancak açık bir uyarıcıyım," dedi.

116. Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, mutlak taşlanmışlardan olacaksın."

117. (Nuh) dedi ki: "Ey Rabbim! Anlaşıldı ki, kavmim beni yalanladı."

118. "Artık benimle onların arasını nasıl ayırt edeceksen et de beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."

119. "Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri o dolu geminin içinde taşıyarak kurtardık."

120. Sonra da arkasında kalanları boğuverdik.

121. Şüphesiz bunda bir ibret vardır; öyle iken çoğu mü'min olmadı.

122. Ve şüphesiz ki Rabbin, gerçekten güçlü olan ve engin merhamet sahibidir.

123. Âd (kavmi), gönderilen peygamberleri yalanladı.

124. O zaman kardeşleri Hûd onlara demişti ki: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

125. "Haberleri olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

126. "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

127. "Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir." dedi.

128. "Siz her tepeye bir alâmet inşa eder, eğlenir misiniz?"

129. "Birtakım sanayi üreten yerler de ediniyorsunuz. Sanki ebedi kalacaksınız."

130. "Hem yakaladığınız zaman merhametsiz, zorbaca yakalıyorsunuz?"

131. "Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

132. "O Allah'dan korkun ki, bildiğiniz şeylerle size yardım etti."

133. "Size davarlar, oğullar cennet gibi bağlar,

134. Bahçeler, pınarlar verdi."

135. "Gerçekten ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." dedi.

136. Dediler ki: "Sen ha nasihat edenlerden olmuşsun, ha nasihat edenlerden olmamışsın, bizce aynıdır. "

Şuarâ Sûresi 137 - 159. Ayetler

137. "Bu sadece eskilerin âdeti, geleneğidir."

138. "Biz azaba uğratılmayız."

139. Böylelikle onu yalanladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır; öyle iken çoğu mü'min olmadı.

140. Kuşkusuz Rabbin, gerçekten güçlü ve engin merhamet sahibidir.

141. Semûd (kavmi) de gönderilen peygamberleri yalanladı.

142. O zaman kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: "Allah'tan korkmaz mısınız?"

143. "Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

144. "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

145. "Buna karşı ben sizden bir ücret istemiyorum, benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir."

146. "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"

147. "O bahçeler, pınarlar,"

148. "Salkımları sarkmış hurmalar, ekinler içinde;"

149. "Ki bir de dağlardan keyifli keyifli evler yontuyorsunuz."

150. "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

151. "İtaat etmeyin öyle kimselere ki,"

152. "Yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar da ıslan etmezler."

153. Dediler ki: "Sen çok büyülenmişlerdensin."

154. "Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bir mucize getir."

155. (Salih:) dedi ki: "İşte mucize bu dişi deve! Onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizi nefir."

156. "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin ki o yüzden sizi büyük bir günün azabı yakalar."

157. "Derken onu vurdular, fakat pişman oldular."

158. "Çünkü kendilerini azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır; öyle iken çoğu mü'min olmadı."

159. Kuşkusuz Rabbin, gerçekten güçlü ve engin merhamet sahibidir.

Şuarâ Sûresi 160 - 183. Ayetler

160. Lût kavmi de gönderilen peygamberleri yalanladı.

161. O zaman kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

162. "Haberiniz olsun, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

163. "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

164. "Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir."

165. "İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"

166. "Sizin için yarattığı eşleri bırakıp da erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz, insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz."

167. Dediler ki: "Ey Lut! Eğer bu davadan vazgeçmezsen mutlaka buradan çıkarılanlardan olacaksın."

168. (Lût) dedi ki: "Doğrusu ben sizin bu yaptığınıza buğz edenlerdenim."

169. "Rabbim! Beni ve ailemi, onların yaptıklarından kurtar."

170. Biz de onu ve ailesini tamamen kurtardık.

171. Ancak bir kocakarı kaldı.

172. Sonra geride kalanların hepsini yerle bir ettik.

173. Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, ne kötü idi o uyarılanların yağmuru!

174. Şüphesiz bunda ibret vardır; öyle iken çoğu mü'min olmadı.

175. Şüphesiz ki Rabbin, gerçekten güçlü ve engin merhamet sahibidir.

176. Eyke halkı da gönderilen peygamberleri yalanladı.

177. O zaman Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

178. "Haberiniz olsun, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

179. "Gelin Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

180. "Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir."

181. "Ölçeği tam ölçün de yapın, hak yiyenlerden olmayın."

182. "Ve doğru terazi ile tartın."

183. "Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yeryüzünü ihtilalcilikle fesada vermeyin."

Şuarâ Sûresi 184 - 206. Ayetler

184. "O, sizi ve önceki nesilleri yaratan Allah'dan korkun!"

185. Dediler ki: "Sen muhakkak büyülenmişlerdensin."

186. "Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin? Doğrusu biz senin gerçekten yalancılardan olduğunu sanıyoruz."

187. "Eğer doğru söyleyenlerden isen, üzerimize gökten bir azap düşür."

188. (Şuayb:) "Rabbim yaptıklarınızı daha iyi bilir dedi.

189. Hasılı onu yalanladılar, kendilerini de o gölge gününün azabı alıverdi ki o gerçekten büyük bir günün azabı idilir" dedi.

190. Şüphesiz bunda bir ibret vardır; öyle iken çoğu mü’min olmadıllar.

191. Şüphesiz Rabbin, gerçekten güçlü ve engin merhamet sahibidir.

192. Ve gerçekten bu (Kur'an), âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

193. Onu, Ruhu'l emin (Cebrail) indirdi.

194. Senin kalbinin üzerine indirdi ki uyarıcılardan olasın.

195. Apaçık Arap diliyle indirdi!

196. Hem O, şüphesiz öncekilerin kitaplarında da vardır.

197. Onu İsrailoğullarının bilmesi de onlara bir delil değil mi?

198. Eğer onu Arapça bilmeyenlerin birine indirseydik de,

199.   O, kendilerine okusaydı, yine iman etmeyeceklerdi.

200. Biz onu günahkarların kalplerine öyle sokmuşuzdur.

201. Elem verici azabı görecekleri zamana kadar ona iman etmezler.

202. (Azap), kendilerine hiç farkında değillerken, ansızın gelecektir.

203. Derler ki: "İman etmemiz için acaba bize müsaade edilir mi?"

204. Ya şimdi azabımızı hemen istiyorlar mı?

205. Gördün ya, artık onlara senelerce zevk ettirsek,

206. Sonra kendilerine yapılan azapla ilgili tehdit gelip çatarsa,

Şuarâ Sûresi 207 - 227. Ayetler

207. O yaşadıkları zevkin kendilerine hiç faydası olmayacaktır.

208. Bununla beraber biz hangi memleketi helak ettikse, şüphesiz onu uyaranlar olmuştur.

209. (Onlara) hatırlatma yapılmıştır. Biz zulmetmiş değiliz.

210. Bunu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.

211. Bu, onlara hem yaraşmaz, hem de güçleri yetmez.

212. Onlar, (vahyi) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.

213. Dolayısıyla sakın Allah ile beraber diğer bir ilaha yalvarma ki azap edileceklerden olmayasın. .

214. Hem önce en yakın hısımlarını uyar.

215. Sana uyan mü'minlere kanadını indir, (kucak aç!)

216. Bunun üzerine sana isyan ederlerse de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım.

217. Güçlü ve merhametli olan (Allah'a) tevekkül et.

218. O ki (namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

219. Ve secde edenler arasında dolaşmanı da, görüyor.

220. Çünkü O, işitendir, bilendir.

221. Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?

222. Günaha kendini kaptırmış her bir sahtekâr üzerine inerler.

223. Onlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylerler.

224. Şairlerin arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer.

225. Görmez misin bunlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.

226. Hem de onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.

227. Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra kendilerini savunanlar müstesna! Zulmedenler hangi akıbete yuvarlanacaklarını yakında bileceklerdir.

Neml Sûresi 1 - 13. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Tâ, Sîn. Bunlar, Kur'an'ın ve apaçık bir kitab'ın âyetleridir.

2.     Mü'minlere bir hidayet ve bir müjdedir.

3.     Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.

4.     Çünkü ahirete inanmayanların yaptıklarını kendilerine süslü göstermişizdir de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir.

5.     Bunlar o kimselerdir ki, kendilerine azabın kötüsü vardır ve bunlar ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır.

6.     Ve emin ol ki sen bu Kur'an'a ilminin sonu olmayan, hikmet sahibi (Allah) tarafından erdiriliyorsun.

7.     Hani bir vakit Musa ailesine şöyle demişti: "Ben gerçekten bir ateş gördüm, ondan size bir haber getireceğim, yahut bir kor ateş alıp getireceğim ki bir ocak yakar ısınırsınız."

8.     Derken ona vardığında kendisine şöyle seslenildi: "Haberin olsun ateşin bulunduğu yerdeki kimse ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir."

9.     "Ey Musa, gerçek şu, ben mutlak güçlü ve hikmet sahibi olan Allah'ım!"

10.   "Asanı bırak!" derken onu çevik bir yılan gibi deprenir görünce kaçtı ve arkasına bakmadı. Kendisine dedik ki; "Ey Musa! Korkma; çünkü benim yanımda peygamberler korkmaz."

11.   Ancak zulmeden, sonra da kötülüğü arkasından güzelliğe çeviren başka; ben, ona karşı da bağışlayıcıyım, merhamet sahibiyim.

12.   Bir de elini koynuna sok; bembeyaz kusursuz çıksın. Firavun ve kavmine dokuz mucizeden biri ile git. Çünkü onlar fasık bir kavim oldular.

13.   Bu suretle ayetlerimiz, onların gözleri önüne serilince: "bu apaçık bir sihirdir" dediler.

Neml Sûresi 14 - 22. Ayetler

14.   Kendileri de yakînen inandıkları halde zulüm ve kibirden dolayı inkar ettiler; fakat bak, o bozguncuların akıbeti nasıl oldu?

15.   Andolsun Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. İkisi de: "Bizi, mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd dolsun" dediler.

16.   Ve Süleyman Davud'a varis olup: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi, hem bize her şeyden nasip verildi. Şüphesiz ki bu apaçık bir lütuftur" dedi.

17.   Hem Süleyman'a, cinlerden, insanlardan, kuşlardan ordular toplandı, bunların hepsi düzenli olarak sevkediliyordu.

18.   Hatta karınca deresine vardıklarında bir karınca şöyle dedi: "Ey karıncalar! Haydin yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu sizi fark etmeyerek kırıp geçirmesin."

19.   O da, bunun sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve dedi ki: "Ey Rabbim! Beni nefsime hakim kıl ki, bana ve ana-babama ihsan ettiğin nimetine şükredeyim ve razı olacağın iyi bir amel yapayım ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat."

20.   Bir de Süleyman kuşları denetledi ve şöyle dedi: "Bana ne oluyor Hüdhüd'ü göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"

21.   "Elbette onu şiddetli bir azapla azaplandırırım veya boynunu keserim, yahut da bana (mazeretini gösteren) açık, kuvvetli bir delil getirir."

22.   Derken bekledi, çok geçmeden geldi ve dedi ki: "Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe'den sağlam (önemli) bir haber getirdim."

Neml Sûresi 23 - 35. Ayetler

23.   "Çünkü ben bir kadın buldum ki, onlara hükümdarlık ediyor, kendisine her şeyden verilmiş ve büyük bir tahtı da var."

24.   "Onu ve kavmini Allah'a değil güneşe secde ediyorlar buldum. Şeytan ona yaptıklarını süslemiş, bu suretle kendilerini yoldan saptırmış da doğru gidemiyorlar."

25.   "Allah'a secde etmemeleri için (şeytan böyle yapmıştır.) O Allah'a ki göklerde ve yerde gizliyi açığa çıkarır ve neyi saklıyorlar neyi açıklıyorlarsa bilir."

26.   "Allah! O'ndan başka ilah yoktur. O, yüce arş'ın sahibidir."

27.   (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Bakalım, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın?"

28.   "Şu mektubumu götür, onlara ver; sonra onlardan geri çekil de ne sonuca varacaklarına bak."

29.   Sebe' melikesi dedi ki: "Ey beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı."

30.   "(Mektup) Süleyman'dandır. Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle (başlamaktadır.)"

31.   "Şöyle ki: bana karşı baş kaldırmayın ve Müslüman olarak bana gelin" diye yazmaktadır.

32.   (Melike) dedi ki: "Ey beyler, ulular! Bana işimde bir fikir verin, siz yanımda olmadan (sizden habersiz) hiçbir işi kestirip atmış değilim."

33.   Dediler ki: "Biz bir kuvvet sahibiyiz ve şiddetli savaş erbabıyız; ama karar sana aittir. Ne emredeceğine sen bak."

34.   (Melike) dedi ki: "Doğrusu krallar bir memlekete girdiler mi onu perişan ederler. Ahalisinin ulularını zelil kılarlar; evet böyle yaparlar."

35.   Ben ise onlara hediye ile bir heyet göndereyim de bir bakayım, elçiler ne ile dönecekler?

Neml Sûresi 36 - 44. Ayetler

36.   Bunun üzerine gönderilen (heyet) Süleyman'a vardığı zaman dedi ki: "Siz mal ile bana yardım mı ediyorsunuz? Bakın, Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hayır, ben değil siz hediyenize güveniyorsunuz."

37.   "Elçi, dön onlara! Vallahi karşı koyamayacakları ordularla gelirim de kendilerini zilletler içinde hor, hakir oldukları halde oradan çıkartırım."

38.   (Süleyman kendi adamlarına) dedi ki: "Ey heyet! Kendileri teslim olup bana gelmeden önce, o Melike kadının tahtını bana kim getirir?"

39.   Cinlerden bir ifrit: "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm ve gerçekten benim buna gücüm yeter ve ben güvenilirim" dedi.

40.   Yanında kitaptan bir ilim olan zat ise: "Gözünü kırpmadan, ben onu sana getiririm" dedi. Derken onu yanında duruyor görünce: "Bu, Rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan içindir. Her kim şükrederse, ancak kendi lehine şükreder, her kim de nankörlük ederse, şüphe yok ki Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı'yoktur, kerem sahibidir" dedi.

41.   Süleyman dedi ki: "tahtını değişikliğe uğratın, bakalım tanıyacak mı, yoksa tanımazlardan mı olacak?"

42.   Böylece (melike) geldiğinde: "senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Sanki o! Bize ondan önce ilim verildi, Müslüman olduk."

43.   Daha önce Allah'tan başka taptığı şeyler, onu (müslüman olmaktan) alıkoymuştu; çünkü kafir bir kavimdendi.

44.   Ona "köşke gir" denildi. Derken Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini topladı. Süleyman: "o, cilanlanmış, parlak bir köşktür, camdan yapılmıştır" dedi. Melike kadın dedi ki: "Ey Rabbım! gerçekten ben daha önce kendime zulmetmişim, şimdi Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."

Neml Sûresi 45 - 55. Ayetler

45.   Andolsun "Allah'a ibadet edin" diye Semud (kavmine) de kardeşleri Salih'i göndermiştik; derken bunlar iki fırka oldular, çekişiyorlardı.

46.   (Salih) dedi ki: "Ey benim kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'tan bağışlanma dileseniz, belki rahmetine nail olursunuz."

47.   "Biz, senin ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Dedi ki: "Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah tarafından biliniyor. Doğrusu siz imtihan olunan bir kavimsiniz."

48.   Şehirde dokuz çete vardı, hep yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, iyiliğe yanaşmıyorlardı.

49.   Allah'a and içerek şöyle dediler: "Andolsun ona ve ailesine bir gece baskın yapalım, sonra da velisine: Biz onun helak oluşuna şahit olmadık! Şüphesiz sözümüz sözdür, doğru söylüyoruz" diyelim.

50.   Böyle bir tuzak kurdular, halbuki haberleri yok biz de bir tuzak kurmuştuk.

51.   Şimdi bak tuzaklarının sonu nasıl oldu? Kendilerini ve kavimlerini toptan yerle bir ettik.

52.   İşte zulümleri yüzünden evleri çökmüş, bomboş! Şüphe yok ki, bunda anlayan bir kavim için ibret alacak bir ders vardır.

53.   Halbuki iman edip sakınanları kurtardık.

54.   Lût'a da elçilik verdik, o zaman kavmine şöyle demişti: "Siz gözünüz göre göre o hayasızlığı yapacaksınız ha?"

55.   "Sahi siz, kadınları bırakıp şehvet için erkeklere mi gideceksiniz? Doğrusu siz ne yaptığınızı bilmez bir kavimsiniz!"

Neml Sûresi 56- 63. Ayetler

56.   Buna kavminin cevabı sadece: "Şu Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar çok temizlik taslayan kimselerdir" demeleri olmuştu.

57.   Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık; ancak azaba uğramak üzere karısının geride kalanlardan olmasını takdir ettik.

58.   Onların üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, uyarılan fakat aldırmayanların yağmuru ne kötüdür!

59.   De ki: "Hamdolsun Allah'a! Selam olsun seçtiği kullarına! Allah mı daha hayırlı, yoksa müşriklerin ortak koştukları mı?"

60.   Yoksa gökleri ve yeri yaratıp, sizin için bir su indiren mi? Bir su indirdik ki, onunla gözler, gönüller açan bahçeler bitirmekteyiz, siz onların bir ağacını bile bitiremezdiniz. Allah ile beraber bir tanrı mı var? Hayır, onlar sapıklıkta devam ediyorlar.

61.   Onlar mı hayırlı, yoksa yeryüzünü bir karargâh kılıp aralarında ırmaklar akıtan ve onu (yeryüzü) için oturaklı dağlar yapıp iki deniz arasına bir engel koyan mı? Allah ile beraber bir tanrı mı var? Hayır, onların çoğu bilgi sahibi değildir.

62.   Onlar mı hayırlı, yoksa sıkılan kimse, kendisine dua ettiği zaman ona icabet edip sıkıntısını gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber bir tanrı mı var? Siz pek az düşünüyorsunuz.

63.   Onlar mı hayırlı, yoksa karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren ve rahmetinin yağmurun önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile beraber bir tanrı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir, çok yücedir.

Neml Sûresi 64 - 76. Ayetler

64.   Onlar mı hayırlı, yoksa halkı önce yaratıp, sonra onu tekrarlayacak olan ve size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah ile beraber bir tanrı mı var? De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, haydin, delilinizi getirin!"

65.   De ki: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler."

66.   Fakat onlara ahiret hakkında ardarda bilgi verilmektedir; ama onlar bu hususta şüphe içindedirler, daha doğrusu onlar ondan (ahiretten) yana kördürler.

67.   Ve o inkar edenler şöyle dediler: "Biz ve atalarımız bir toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz (diriltilip) çıkarılacak mıyız?"

68.   "Yemin ederiz ki, bu bize de, bundan önce atalarımıza da vaad edildi. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir."

69.   De ki: "Hele yeryüzünde bir gezinin de bakın günahkarların akıbeti nasıl olmuştur?"

70.   Ey Resûlüm, onlara karşı üzülme, yaptıkları tuzaklardan dolayı bir darlığa düşme!

71.   Bir de onlar: "Eğer doğru sözlü iseniz, ne zaman bu vaad?" diyorlar.

72.   De ki: "Belki aceleyle istediğinizin (azabın) bir kısmı yakında ensenize inmiş olacak!"

73.   Kuşkusuz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat onların çoğu şükretmezler.

74.   Halbuki sinelerinin gizlediklerini ve açığa vurduklarını, şüphesiz Rabbin biliyor.

75.   Yerde ve gökte hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (levh-i mahfuzda) olmasın.

76.   Haberiniz olsun ki, bu Kur'an, İsrailoğullarına, ihtilaf edip durdukları şeylerin çoğunu anlatır.

Neml Sûresi 77 - 88. Ayetler

77.   Gerçekten O, doğruyu gösteren bir hidayet ve mü'minler için bir rahmettir.

78.   Elbette Rabbin onların arasında hükmünü verecektir. O, gerçekten güçlü olan ve her şeyi bilendir

79.   O halde Allah'a itimad et! Şüphesiz sen apaçık hakikat üzeresin.

80.   Şüphesiz sen, ölülere işittiremezsin, arkalarına bakıp kaçarken sağırlara da işittiremezsin.

81.   Sen körleri sapıklıktan (çekip) hidayete erdirecek de değilsin! Sen ancak ayetlerimize iman edeceklere işittirirsin de onlar Müslüman olup kurtuluş bulurlar.

82.   Söylenen başlarına geleceği kıyamet yaklaştığı zamanda onlar için yeryüzünden bir dâbbe çıkarırız, o, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler.

83.   Ve her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan kimselerden bir bölük yaparak mahşere sevkedeceğimiz gün, artık onların hepsi zabt altına alınıp tutuklanırlar.

84.   Nihayet (hesap yerine) geldikleri zaman Allah şöyle buyurur: "Siz benim ayetlerimi ilmen kavrayamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?"

85.   Haksızlık yaptıklarından dolayı (azaba uğrayacaklarını bildiren) o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.

86.   Görmediler mi, biz dinlensinler diye geceyi, göz açmak üzere de gündüzü yarattık. Elbette bunda iman eden bir kavim için şüphesiz ibretler vardır.

87.   Hele sûr üfürüleceği, üfürülüp de Allah'ın dilediği kimseler müstesna olmak üzere bütün göklerdeki ve yerdeki kimselerin hepsi bir korku ile ürperdiği ve her biri ona hor-hakir olarak geldikleri gün ne müthiştir!

88.   Bir de o dağları görür, onları (yerlerinde) sabit sanırsın. Halbuki onlar bulut geçer gibi geçip giderler. (Bu,) herşeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki o, yaptıklarınızdan haberdardır.

Neml Sûresi 89 - 93. Ayetler

89.   Her kim iyilikle gelirse, o zaman kendisine ondan daha hayırlısı vardır ve onlar o günkü korkudan emin kalırlar.

90.   Her kim de kötülükle gelirse, artık yüzleri ateşte sürtülür. Onlara, "ancak yaptığınız amellerin karşılığı ile cezalandırılıyorsunuz," denir.

91.   De ki: "Ben sadece şu beldenin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, o burayı dokunulmaz kıldı. Her şey de O'nundur. Ve halis müslümanlardan olmakla emrolundum."

92.   Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum.) Her kim hidayeti kabul ederse, sadece kendi lehine kabul eder, kim de sapacak olursa de ki: "Ben sadece tehlikeyi haber verenlerdenim."

93.   Ve de ki: "Allah'a hamdolsun! O size ayetlerini gösterecek de onları tanıyacaksınız ve Rabbin ne yapacağınızdan gafil değildir."

Kasas Sûresi 1 - 5. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Tâ. Sîn. Mîm.

2.     Bunlar apaçık Kitab'ın âyetleridir.

3.     İman eden bir kavim için Musa ve Firavun'un kıssasından bir kısmını sana gerçek şekliyle okuyacağız.

4.     Çünkü Firavun, o yerde başkaldırmış ve halkını fırka fırka edip arkasına takmıştı. Onlardan bir grubu ezmek istiyor, oğullarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. O, gerçekten bozgunculardandı.

5.     Biz de istiyoruz ki, o yerde ezilmekte olanlara lütfedelim, onları önderler yapalım, hem de onları (mukaddes topraklara) vârisler kılalım.

Kasas Sûresi 6 - 13. Ayetler

6.     Ve yeryüzünde onlara kuvvet ve iktidar verelim de Firavun'a, Hâmân'a ve ordularına onlardan (İsrailoğullarından gelecek diye) korktukları şeyi gösterelim.

7.     O esnada Musa'nın anasına şu vahyi verdik: "Onu emzir; onun aleyhinde bir korku hissettiğin zaman onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hem korkma ve üzülme, biz muhakkak onu sana iade edeceğiz ve kendisini peygamberlerden yapacağız."

8.     Bunun üzerine Firavun ailesi onu terk edilmiş olarak (nehirden) aldı. Çünkü ileride kendilerine bir düşman, bir keder olacaktı. Doğrusu Firavun da, Hâmân da askerleri de hep cani idiler.

9.     Firavun'un hatunu ise kocasına, bu: "Benim ve senin için bir göz bebeğidir. Bunu öldürmeyin; belki bize yarar, yahut evlat ediniriz" dedi. Onlar farkında değiller.

10.   Musa'nın anasının gönlü ise çocuğunun tasası hariç bomboş sabahı etti. Eğer biz, inananlardan olması için kalbini pekiştirmiş olmasaydık, az daha onu açığa çıkaracaktı.

11.   Annesi, onun kız kardeşine: "İzini takip et" demişti. O da uzaktan gözetledi. Onlar ise farkında değillerdi.

12.   Önceden Biz, annesine geri verilinceye kadar ona süt annelerini emmesini yasaklamıştık; bu vesile ile ablası varıp: "Sizin adınıza bunun bakımını üzerine alacak, hem de ona iyi davranacak bir aile size buluvereyim mi?" dedi.

13.   Bu suretle onu anasına geri verdik, gözü aydın olsun, üzülmesin ve bilsin ki Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Fakat onların çoğu bilmezler.

Kasas Sûresi 14 - 21. Ayetler

14.   Erginlik çağına erip olgunlaşınca, ona hakimiyet ve ilim verdik. İşte iyilikte bulunanları böyle mükafatlandırırız.

15.   (Musa) ahalisinin habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Derken orada iki adam buldu, dövüşüyorlardı; biri kendi tarafından, diğeri düşman tarafındandı. Kendi tarafından olan, düşman tarafından olana karşı ondan yardım istedi. Musa'da ona bir yumruk indirdi, işini bitiriverdi. Bunun üzerine: "Bu şeytan'ın işidir.  O, gerçekten şaşırtıcı, apaçık bir düşmandır. " dedi.

16.   (Musa) "Rabbim! Doğrusu ben kendime yazık ettim, benim suçumu bağışla" dedi. O da bağışladı. Gerçekten O, çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

17.   (Musa) "Rabbim! Bana verdiğin nimetlere andolsun ki, artık günahkarlara asla arka çıkmam" dedi.

18.   Derken şehirde korku içinde etrafı gözetleyerek sabahladı; baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen kimse, feryad ederek yine ondan yardım istiyor. Musa ona, "besbelli sen yaramazsın" dedi.

19.   (Musa) ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: "Ey Musa! Dün bir adamı öldürdüğün gibi, beni de mi öldürmek istiyorsun? Ara düzelticilerden olmak istemeyip de yeryüzünde bir zorba mı olmak istiyorsun?"

20.   Şehrin öte başından bir adam koşarak geldi: "Ey Musa! Haberin olsun, heyet seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Hemen (buradan) çık! Ben gerçekten senin iyiliğini isteyenlerdenim" dedi.

21.   Musa, derhal oradan korku ile çıktı. "Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar" dedi.

Kasas Sûresi 22 - 28. Ayetler

22.   Medyen tarafına yöneldiğinde: "Umarım Rabbim beni düz yola çıkarır" dedi.

23.   Medyen suyuna vardığında, (suyun) başında bir küme insan buldu, (hayvanlarını) suluyorlardı. Ötelerinde de iki kadın vardı, (hayvanlarını su başına götürmekten) sakınıp duruyorlardı. (Musa:) "derdiniz nedir?" dedi. Onlar da: "Biz çobanlar çekip gitmedikçe sulamayız ve bizim babamız çok yaşlıdır" dediler.

24.   Bunun üzerine Musa, ikisinin yerine (hayvanlarını) sulayıverdi. Sonra gölgeye çekildi ve: "Ey Rabbim! Ben, gerçekten bana indirdiğin hayırdan (başıma getirdiğin serencemden) dolayı lütfuna muhtacım" dedi.

25.   Derken o ikisinin birisi edep ve haya üzere yürüyerek ona geldi: "Babam, bize su çekivermenin ücretini ödemek için seni çağırıyor" dedi. Bunun üzerine Musa, ona (Hz. Şuayb'a) varıp kıssayı anlatınca o: "korkma, o kavimden, o zalimlerden kurtuldun" dedi.

26.   Şuayb'ın o iki kızından biri: "Babacığım! Onu ücretle çoban tut. Çünkü tuttuğun ücretlilerin en hayırlısı odur; güçlü, güvenilir bir adamdır" dedi.

27.   (Şuayb) dedi ki: "Haberin olsun, senin bana sekiz yıl hizmet etmene karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yılı doldurursan, o da kendinden; yoksa seni zorlamak istemiyorum, inşallah beni iyi kimselerden bulacaksın."

28.   (Musa) dedi ki: "O, seninle benim aramdadır. İki müddetin hangisini doldurursam doldurayım, demek ki bana karşı husumet yok. Allah söylediklerimize vekildir."

Kasas Sûresi 29 - 35. Ayetler

29.   Musa, süreyi doldurdu ve ailesi ile yola çıktı, Tur tarafında bir ateş hissetti, ailesine: "Durun ben bir ateş hissettim, umarım size ondan bir haber getiririm veya o ateşten bir kor parçası, belki bir ocak yakar ısınırsınız" dedi.

30.   Derken ona varınca, o mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısında bulunan ağaçtan şöyle seslenildi: "Ey Musa! Haberin olsun benim ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."

31.   Ve: "Âsanı bırak!" denildi. Musa, onu sanki bir yılan gibi depreniyor görünce öyle bir dönüp kaçtı ki arkasına bile bakmadı. "Ey Musa! Yüzünü dön ve korkma, çünkü sen emniyette olanlardansın," buyuruldu.

32.   Elini koynuna sok, kusursuz, bembeyaz çıksın. Korkudan (açılan) kollarını kendine kavuştur. İşte bu ikisi Firavun ve adamlarına karşı sana Rabbinden iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavim oldular, diye seslenildi.

33.   (Musa) dedi ki: "Ey Rabbim! Ben onlardan bir adam öldürdüm, onların da beni hemen öldürmelerinden korkuyorum."

34.   "Kardeşim Harun ise, dil bakımından benden daha düzgündür. Beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle beraber ona da elçilik ver! Doğrusu ben beni yalanlamalarından korkuyorum."

35.   (Allah) buyurdu ki: "Kardeşinle pazuna kuvvet vereceğiz ve sizin için bir saltanat kuracağız da size erişemeyecekler. Ayetlerimiz sayesinde siz ve size tabi olanlar galip gelecekler."

Kasas Sûresi 36 - 43. Ayetler

36.   Bunun üzerine Musa apaçık âyetlerimizle onlara geldiği zaman: "Bu sadece uydurulmuş bir sihirdir. Biz, bunu önceki atalarımızdan dahi işitmedik" dediler.

37.   Musa da: "Rabbim, kendi tarafından kimin hidayetle geldiğini ve hayırlı sonun kime kısmet olacağını daha iyi bilendir. Doğrusu zalimler kurtuluşa ermezler" dedi.

38.   Firavun ise: "Ey millet! Ben sizin için benden başka bir ilâh bilmiyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et) de bana bir kule yap: belki Musa'nın tanrısına çıkarım. Ama ben onun gerçekten yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.

39.   Hem de o ve askerleri, yeryüzünde haksız yere kibirlenmek istediler ve bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

40.   Biz de kendisini ve ordularını tutup denize fırlattık, şimdi bak o zalimlerin akıbeti nasıl oldu?

41.   Biz onları ateşe davet eden öncüler yaptık. Kıyamet günü yardım olunmazlar.

42.   Hem kendilerine bu dünyada arkalarından lanet yağdırmaktayız, hem de bunlar, kıyamet günü pek iğrenç kimselerdendir.

43.   Andolsun biz, ilk nesilleri helak ettikten sonra Musa'ya, insanların vicdanlarını aydınlatacak basiretler, hidayet ve rahmet olmak üzere o Kitab'ı verdik. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.

Kasas Sûresi 44 - 50. Ayetler

44.   (Resûlüm!) Musa'ya o emri vahyettiğimiz sırada, sen batı yakasında değildin ve (o hadiseyi) görenlerden de değildin.

45.   Fakat biz birçok nesiller var ettik de, onların ömürleri uzun oldu. Sen Medyen ahalisi içinde ikamet ederek âyetlerimizi onlardan okuyup öğrenmedin. Fakat peygamberlik verip gönderen biz olduk.

46.   Hem biz Musa'ya seslendiğimiz zaman sen Tûr'un yanında da değildin; fakat senden önce kendilerine bir uyarıcı peygamber gelmemiş olan bir kavmi uyarasın diye Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.

47.   Elleriyle yaptıkları günahlar yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman: "Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uyup müminlerden olsaydık ya" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

48.   Fakat onlara tarafımızdan hak (Kur'an) gelince: "Musa'ya verilen mucizeler gibi ona da verilse ya!" dediler. Ya bundan önce Musa'ya verileni inkâr etmediler mi? "Birbirini destekleyen iki sihir!" dediler ve "biz hiç birisine inanmayız" dediler.

49.   Resûlüm, de ki: "O halde eğer doğru söylüyorsanız, Allah tarafından bu ikisinden (Tevrat ile Kur'an'dan) daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım!"

50.   Yine sana icabet etmek istemezlerse, artık bil ki onlar sadece kendi hevesleri peşinde gidiyorlar. Halbuki Allah'tan doğru bir delil olmaksızın sadece kendi hevesi peşinden giden kimselerden daha şaşkın kim olabilir? Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

Sayfa 16 / 27

  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
  • 20
 
 
  • İLETİŞİM