• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
    • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
    • A'dan Z'ye
    • Alfabetik Sıralama
    • İslami Rüya Tabirleri
    • Alfabetik Sıralama

Mü'minûn Sûresi 28 - 42. Ayetler

28.   Böylece sen, beraberindekilerle geminin üzerine çıktığında de ki: "Bizi zalim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun"

29.   Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere kondur, konuklatanların en hayırlısı sensin."

30.   İşte bunda çok ibretler vardır, ve gerçekten biz kullarımızı imtihan edicileriz.

31.   Sonra arkalarından başka bir ümmet meydana getirdik.

32.   Onlar içinden kendilerine bir peygamber gönderdik. (şöyle dedi:) "Allah'a ibadet edin, O'ndan başka bir ilahınız yoktur. Artık sakınmaz mısınız?"

33.   O'nun kavminden, dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz halde inkar edip ahirete kavuşmayı yalanlayan o kodoman grup ise şöyle dedi: "Bu sizin gibi ancak bir beşer olmaktan başka bir şey değildir,yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor."

34.   "Şayet sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, muhakkak ki siz o halde kesinlikle hüsrandasınız."

35.   "Siz öldüğünüz, bir toprak ve bir yığın kemik olduğunuz zaman kuşkusuz çıkarılacaksınız diye mi va'dediyor?"

36.   "Heyhat! O va'dolunduğunuz şey ne kadar uzak!"

37.   "Hayat dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız fakat biz diriltilmeyiz."

38.   "O adam ancak Allah'a karşı yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanacak değiliz."

39.   Peygamber dedi ki: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."

40.   Buyurdu ki: "Pekyakında pişman olacaklar!"

41.   Derken hak olmak üzere onları korkunç bir ses yakalayıverdi. Kendilerini bir sel süprüntüsü yapıverdik. Artık o kavim, o zalimler defolsunlar!

42.   Sonra arkalarından başka ümmetler meydana getirdik.

Mü'minûn Sûresi 43 - 59. Ayetler

43.   Hiçbir ümmet, ecelini öne alamaz, erteleyemez.

44.   Sonra ardı ardına peygamberlerimizi gönderdik. Her hangi bir ümmete peygamberi geldikçe onu yalanladılar; biz de onları birbiri ardından yuvarladık ve hepsini birer efsane yaptık. Artık iman etmeyen kavim defolsun.

45.   Sonra bir takım âyetlerimizi ve açık bir fermanla Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.

46.   Onları, Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik. Onlar ise kibirlerine yediremediler. Çünkü onlar dik başlı bir kavim idiler.

47.   Onun için dediler ki: "Biz bizim gibi iki beşere iman mı ederiz? Ayrıca onların kavmi bize kölelik ediyor."

48.   Bu suretle onları yalanladılar ve neticede helâk edilenlerden oldular.

49.   Andolsun, diğerleri doğru yolu tutabilsinler diye Musa'ya o kitabı verdik.

50.   Meryem oğlunu ve annesini bir kudretimize ayet kıldık ve ikisini yerleşmeye elverişli, temiz ve sulu olan bir tepeye yerleştirdik.

51.   "Ey Peygamberler! Helal ve temiz şeylerden yeyin ve güzel işler yapın; çünkü ben ne yaparsanız tamamen bilirim."

52.   "İşte bu insanlar bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; Rabbiniz de benim. Artık hep benden sakının" denildi.

53.   Derken insanlar, aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup kendilerindekine güveniyor, onunla böbürleniyor.

54.   Şimdi sen, onları bir zamana kadar dalgınlıkları içinde bırak.

55.   Kendilerine verdiğimiz mal ve çocuk ile sanıyorlar mı ki;

56.   Gerçekten onların hayrına koşuyoruz? Hayır, onlar işin farkında değiller.

57.   Şüphesiz Rablerinin korkusundan titreyenler,

58.   Rablerinin âyetlerine iman edenler,

59.   Rablerine hiç şirk koşmayanlar,

Mü'minûn Sûresi 60 - 75. Ayetler

60.   Ve Rablerinin huzuruna varacaklarından yürekleri çarparak malî ibadetlerini yapanlar,

61.   İşte bunlar, hayırlarda yarışırlar ve onun için ileri giderler.

62.   Bununla beraber biz, kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemeyiz. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlara zulmedilmez.

63.   Fakat onların kalpleri bundan bir dalgınlık içindedir; hem onların ondan başka birtakım işleri vardır ki, hep onlar için çalışırlar.

64.   Nihayet refah içinde olanları azaba uğrattığımız zaman hemen feryada başlayacaklar.

65.   Bu gün feryad etmeyin, çünkü siz bizden kurtulamazsınız.

66.   Karşınızda ayetlerim okunuyordu da siz kibirlenerek ardınızı dönüyordunuz.

67.   Ona kafa tutarak, geceleri Kâbe'nin etrafında toplanarak hezeyanlar savuruyordunuz.

68.   Ya hâlâ o kelamı (Kur'an'ı) düşünmezler mi? Yoksa onlara önceki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

69.   Yoksa Peygamberleri tanımadılar da onun için mi inkâr ediyorlar?

70.   Yoksa "onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile geldi; fakat onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.

71.   Eğer hak onların keyiflerine tabi olsaydı, gökler, yer ve bunlardaki kimseler kesinlikle fasid olurdu. Hayır, biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini, şan ve şereflerini getirdik, fakat onlar bundan yüz çeviriyorlar.

72.   Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin karşılığı daha hayırlıdır, hem O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

73.   Doğrusu sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.

74.   Fakat ahirete inanmayanlar yoldan sapmaktalar.

75.   Eğer biz onlara acıyıp da baskılarını kaldırsak, mutlaka azgınlıklarında inat eder, hiçbir şey görmezler.

Mü'minûn Sûresi 76 - 89. Ayetler

76.   Gerçekten biz onları azaba uğrattık da yine Rablerine karşı uslanmadılar ve O'na yalvarmıyorlardı.

77.   Sonunda üzerlerine azabı şiddetli bir kapı açtığımız zaman onun içinde umutsuzluğa düşüvereceklerdir.

78.   Halbuki sizin için kulağı, gözleri ve gönülleri yaratan O'dur. Pek az şükrediyorsunuz.

79.   Sizi yeryüzünde yaratıp yayan O'dur. Hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız.

80.   Öldüren ve dirilten O'dur. Gece ve gündüzün değişmesi de O'nun eseridir. Artık akıllanmayacak mısınız?

81.   Hayır, onlar öncekilerin dedikleri gibi dediler.

82.   Dediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi diriltileceğiz?"

83.   "Yemin ederiz ki, bize de, atalarımıza da bundan önce va'dolundu; bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir."

84.   De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin), yeryüzü ve içinde bulunanlar kimindir?"

85.   "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "o halde korkmaz mısınız?"

86.   De ki: "Yedi göğün Rabbi azametli arş'ın Rabbi kimdir?"

87.   "Bunlar Allah'ındır" diyecekler. De ki: "O halde korkmaz mısınız?"

88.   De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyet ve yönetimi) elinde olan, kendisi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan kimdir?"

89.   "Hepsi Allah'ındır" diyecekler. De ki: "O halde hakka karşı nereden büyüleniyorsunuz?"

Mü'minûn Sûresi 90 - 104. Ayetler

90.   Doğrusu biz onlara hakkı getirdik ve şüphesiz onlar yalancılardır.

91.   Allah, hiç evlât edinmedi. O'nunla beraber bir ilah da yoktur. Olsaydı her ilah kendisi yarattığını götürürdü (sevk ve idare ederdi) ve elbette biri diğerine üstünlük sağlardı. Allah, isnad ettikleri vasıflardan münezzehtir.

92.   O, gaybı ve açık olanı bilendir. Dolayısıyla onların ortak koştukları şeylerden çok yücedir.

93.   De ki: "Rabbim! Eğer onlara va'dedileni mutlaka bana göstereceksen,"

94.   "Beni o zalimler grubunda bulundurma, Rabbim!"

95.   Şüphesiz biz onlara va'adi (tehdidi) sana göstermeye elbette kadiriz.

96.   Sen o kötülüğü en güzel olan tutumla uzaklaştır. Biz onların ne halt edeceklerini daha iyi biliriz.

97.   Ve de ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!"

98.   "Ve onların yanıma gelmelerinden de sana sığınırım, Rabbim!"

99.   Nihayet müşriklerden her birine ölüm geldiği zaman diyecek ki: "döndür, beni geri döndür!"

100. "Belki ben, o bıraktığım dünyada salih amel işlerim." Hayır, hayır! O, onun söylediği boş bir sözdür. Ötelerinde ise, diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.

101. Sûra üfürüldüğü zaman, artık o gün aralarında ne akrabalık bağları vardır, ne de birbirlerini soruştururlar.

102. O zaman her kimin sevap tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluş bulanlardır.

103. Her kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenlerdir, cehennemde kalanlardır.

104. Ateş onların yüzlerini yalar, o halde ki, dişleri sırıtır.

Mü'minûn Sûresi 105 - 118. Ayetler

105. "Âyetlerimiz size okunuyordu da, siz onları yalanlıyordunuz değil mi?" denilir.

106. Derler ki: "Rabbimiz! Azgınlığımız bize üstün geldi ve biz sapık bir kavim idik."

107. "Ey bizim Rabbimiz! Çıkar bizi buradan, eğer bir daha (yaptıklarımıza) dönersek, kuşkusuz bizler zalim kimselerizdir."

108. Buyurur ki: "sinin orada, bana bir şey söylemeyin."

109. Çünkü kullarımdan bir grup vardı: "Rabbimiz! Biz iman ettik, sen bizi bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyorlardı da,"

110. "Siz onları maskara yerine koydunuz, hatta size beni yad etmeyi unutturdular, onlara öyle gülüyordunuz."

111. "İşte onlara ben, sabretmelerine karşı bugün bu mükafatı verdim. Onlardır onlar, muradına erenler!"

112. Allah buyurur ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?"

113. "Bir gün veya bir günün birazı kadar kaldık. Sayanlara sor" derler.

114. Buyurur ki: "Keşke bunu bilmiş olsaydınız, gerçekten pek az kaldınız!"

115. "Sizi sadece boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

116. Demek ki hakim ve hak olan Allah yücedir, çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur. O, yüce Arş'ın Rabbidir.

117. Ve her kim Allah'ın beraberinde diğer bir ilaha taparsa, o kimsenin onun hakkında hiçbir delili yoktur ve o kimsenin Rabbinin katında hesabı vardır. Gerçek şu ki, kafirler kurtuluşa eremezler.

118. Hem şöyle de: "Rabbim! Bağışla ve merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."

Nûr Sûresi 1 - 10. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     (Bu), indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Hem içinde açık açık ayetler indirdik, umulur ki düşünüp öğüt alasınız.

2.     Zina eden kadın ve zina eden erkek, bunlardan her birine yüz değnek vurun; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, Allah'ın dininde bunlara bir acıyacağınız tutmasın. Hem müminlerden bir grup azaplarına şahit olsun.

3.     Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkasını nikahlamaz; zina eden kadın ise, onu da zina eden veya müşrik olan erkekten başkası nikahlamaz. Müminlere ise bu, haram kılındı.

4.     Namuslu kadınlara (zina) isnad eden, sonra dört şahit getiremeyen kimselere de seksen değnek vurun ve asla bunların şahitliğini kabul etmeyin. Onlar öyle fasıklardır.

5.     Ancak onun arkasından tevbe edip de ıslah olanlar başka; zira Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

6.     Eşlerine (zina) isnad edip kendilerinden başka şahitleri de olmayan kimselerden, her birinin şehadeti: Kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin etmesi,

7.     Beşincisi de, eğer yalancılardan ise, muhakkak Allah'ın lâneti kendi üzerine olmasını (dilemesidir).

8.     Kadından cezayı, dört kere şöyle şehadet etmesi kaldırır: "Allah'a yemin olsun ki, o (kocası) muhakkak yalancılardandır."

9.     Beşinci de, "Eğer o doğru söyleyenlerden ise, muhakkak Allah'ın gazabı kendisi üzerine olsun."

10.   Ya Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı gerçekten ve Allah tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu)!

Nûr Sûresi 11 - 20. Ayetler

11.   Haberiniz olsun ki, ifk ile gelenler, onu uydurup yayanlar, içinizden bir gruptur; onu hakkınızda bir şer sanmayın, belki o, hakkınızda bir hayırdır. Onlardan her kişiye günah olarak (onun karşılığı ceza) vardır. Büyüğünü yüklenene gelince, ona da büyük bir azap vardır.

12.   Ne vardı onu işittiğiniz zaman erkek ve kadın müminler kendi kendilerine hüsnüzan etselerdi de: "Bu, apaçık bir iftiradır" deselerdi ya!

13.   Ona dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getiremediler, o halde onlar Allah katında yalancılardan ibarettirler.

14.   Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, o daldığınız yaygarada size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.

15.   O sırada ki siz onu (iftirayı) dillerinizle aktarıyor ve ağızlarınızla hiçbir ilminiz olmayan bir şey söylüyor ve onu kolay sanıyorsunuz. Halbuki o Allah yanında büyük bir suçtur.

16.   Onu işittiğiniz zaman: "Bunu söylemek bize gerekmez. Hâşâ! Bu büyük bir iftiradır" deseydiniz ya!

17.   Eğer mü'min iseniz, böyle bir şeye asla dönmeyesiniz diye Allah size öğüt veriyor.

18.   Ve sizin için âyetleri açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

19.   Mü'minler içinde edepsizce sözlerin yayılmasını arzu edenler için muhakkak dünya ve ahirette elem verici bir azap vardır; ve siz bilmediğiniz halde Allah bilir.

20.   Ya üzerinizde Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı, Allah şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz ne olurdu)?

Nûr Sûresi 21 - 27. Ayetler

21.   Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Her kim şeytanın adımlarına uyarsa, şüphe yok ki o, çirkin ve kötü şeyleri emreder. Eğer üzerinizde Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı, içinizden her biri asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah işitendir, bilendir.

22.   Bir de içinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabalara, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere mallarından vermekte kusur etmesin, affetsin ve aldırmasınlar. Allah'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah bağışlayandır, merhametlidir.

23.   Şüphe yok ki namuslu, bir şeyden habersiz mümin kadınlara zina isnadı edenler, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır.

24.   O gün ki, yaptıklarına dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde şahitlik edecektir.

25.   O gün Allah onlara hak ettikleri cezalarını tamamen verecek ve Allah'ın apaçık hak olduğunu bileceklerdir.

26.   Kötü kadınlar kötü erkekler için, kötü erkekler kötü kadınlar için ve temiz kadınlar temiz erkekler için ve temiz erkekler temiz kadınlar içindir. Bunlar, onların dediklerinden uzaktırlar. Kendilerine bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.

27.   Ey iman edenler! Kendi evinizin dışındaki evlere, sahiplerine geldiğinizi hissettirip (izin almadan) ve selâm vermeden girmeyiniz; bu sizin için hayırlıdır, umulur ki düşünürsünüz.

Nûr Sûresi 28 - 31. Ayetler

28.   Bunun üzerine onlardan kimse bulamazsanız, size bir izin verilmedikçe içeri girmeyin ve eğer size, "dönün" derlerse dönün. O sizin için daha temizdir ve Allah, bütün yaptıklarınızı bilendir.

29.   İçinde ailece oturulmayan ve bir yararlanma hakkınız olan evlere girmenizde size bir günah yoktur. Neyi açıklar ve neyi saklarsanız Allah bilir.

30.   Mümin erkeklere söyle; gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar, bu kendileri için daha temizdir. Şüphesiz Allah ne yaparlarsa haberdardır.

31.   Mümin kadınlara da söyle; Gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar zinetlerini açmasınlar, görünen kısım başka ve başörtülerini yakalarının üzerine (kadar) örtsünler, zinetlerini açmasınlar; ancak kendi kocalarına, yahut kendi babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut kendi oğullarına, yahut kocalarının oğullarına, yahut erkek kardeşlerine, yahut erkek kardeşlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut kendi kadınlarına, yahut kendi ellerindeki cariyelerine, yahut ihtiyacı olmayan erkeklerden uyuntulara (hizmetçi vb. gibi kimselere), yahut henüz kadınların avretlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler! Gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da yere vurmasınlar. Hepiniz Allah'a tevbe ediniz ey mü'minler ki kurtuluşa eresiniz.

Nûr Sûresi 32 - 36. Ayetler

32.   Bir de sizden olan bekârlar ve kölelerinizden, cariyelerinizden salih olanları evlendirin; eğer fakir iseler, Allah onlara fazlından zenginlik verir. Allah, (kudreti) geniş olan ve bilendir.

33.   Evlenme imkânını bulamayanlar, Allah kendilerine fazlından bir zenginlik verinceye kadar, iffetli kalmaya çalışsınlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köle ve cariyelerinizden) mükâtebe isteyenleri de, eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen mükâtebe yapın ve onlara Allah'ın size verdiği malından verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini kazanacaksınız diye namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Her kim de onları zorlarsa, şüphesiz onların zorlanmalarından sonra Allah onlar için bağışlayandır, esirgeyendir.

34.   Andolsun ki, size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takvâ sahipleri için öğütler indirdik.

35.   Allah göklerin ve yerin nurudur. Nûrunun temsili içinde bir lamba bulunan bir kandil gibidir. Lamba, cam bir fanus içindedir; fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Yağı, ateş dokunmasa bile ışık verir. Nûr üzerine nûrdur. Allah nûruna dilediğini eriştirir ve insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi bilendir.

36.   (Bu kandil) o evlerdedir ki, Allah onların yükseltilmesine ve içlerinde isminin zikredilmesine izin vermiştir. Orada sabah ve akşam üstleri O'nu öyle kimseler tesbih ederler ki:

Nûr Sûresi 37 - 43. Ayetler

37.   Ne ticaret ne de alışveriş kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamaz, kalplerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar.

38.   Çünkü Allah, kendilerini işledikleri amellerin en güzeli ile mükâfatlandıracak, onlara lütfundan fazlasını verecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

39.   İnkâr edenlerin amelleri ise, engin çöldeki serap gibidir. Susayan onu bir su sanır. Nihayet yanına vardığı zaman onu bir şey bulmaz da, yanında Allah'ı bulur. O da onun hesabını tamamıyla görür. Allah, hesabı çok çabuk görendir.

40.   Yahut kâfirlerin amelleri derin bir denizdeki karanlık gibidir, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bir bulut! Birbiri üstüne karanlıklar, elini çıkardığı zaman onu görme ihtimali bile yoktur; her kime de Allah bir nûr vermemişse, artık onun için hiç bir nur yoktur.

41.   Baksana, gerçekten göklerde ve yerdeki kimseler ve o kanat çırpıp süzülen, dizilen kuşlar hep Allah'ı tesbih ediyor. Her biri kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah da onlar ne yapıyorlarsa hep biliyor.

42.   Bütün göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; hem bütün gidiş O'nadır.

43.   Baksana şu gerçeğe, Allah bir bulut sevkediyor, sonra onun arasını birleştiriyor, sonra onu yoğunlaştırıyor da aralarından yağmurun çıktığını görüyorsun. Bir de gökten, ondaki dağlardan (dağlar büyüklüğünde bulutlardan) dolu indirir ve onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de onu uzak tutar. Şimşeğinin parıltısı neredeyse gözlerini alıverecek.

Nûr Sûresi 44 - 53. Ayetler

44.   Allah, gece ile gündüzü birbirine döndürüyor. Şüphe yok ki bunda basiret sahipleri için kesin bir ibret vardır.

45.   Allah, her canlıyı bir sudan yarattı; öyle iken kimisi karnı üstü yürüyor, kimisi iki ayak üzerine yürüyor, kimisi de dört ayak üzerine yürüyor. Allah ne dilerse yaratır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

46.   Andolsun ki, gerçekten açıklayıcı âyetler indirdik. Allah, kimi dilerse doğru bir caddeye iletir.

47.   Bir de "Allah ve Peygamber'e inandık ve itaat ettik" diyorlar da sonra bunun arkasından yan çiziyorlar; Bunlar mü'min değillerdir.

48.   Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Peygamberine çağırıldıkları zaman bakarsın ki, bunlardan bir kısmı çekinirler.

49.   Eğer hak kendi lehlerine olursa, boyun eğip ona gelirler.

50.   Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa Allah ve peygamberinin onlara haksızlık edeceğinden kuşkulandılar veya korktular mı? Hayır, zalimler kendileridir.

51.   Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve peygamberine çağrıldıkları zaman mü'minlerin sözü ancak "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte bunlar kurtuluşa erecek olanlardır.

52.   Her kim Allah'a ve Resûlüne itaat eder, Allah'dan korkar ve ona sığınırsa, murada erecek olanlar bunlardır.

53.   Ötekiler (o münafıklar), kendilerine emredersen mutlaka ve mutlaka hiç tereddüt etmeden savaşa gideceklerine dair Allah'a en kuvvetli yeminleri ile yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin. İtaatiniz malûmdur! Kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan ve yapacaklarınızdan haberdardır."

Nûr Sûresi 54 - 58. Ayetler

54.   De ki: "Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yine dinlemezseniz artık onun sorumluluğu ancak ona yüklenen (görevi yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yapmaktır). Eğer ona itaat ederseniz, hidayete erersiniz. Peygamber'e düşen ise sadece açık bir tebliğdir."

55.   Allah, sizden iman edip salih ameller işleyenlere şöyle va'detti. Andolsun ki onlardan öncekileri hakim kıldığı gibi kendilerini de mutlaka yeryüzünde hakim kılacak, onlara kendileri için hoş gördüğü dinlerini kuvvetle tatbik kudreti verecek ve onları korkularının arkasından emniyete erdirecek. Hakkımda hiçbir şeyi ortak koşmayarak hep bana ibadet edecekler. Kim bundan sonra nankörlük ederse artık onlar fasıklardır.

56.   Hem namazı kılın, zekâtı verin ve Peygamber'e itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.

57.   Sakın inkâr edenlerin yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakabileceklerini sanma. Onların varacakları yer ateştir. Şüphesiz o pek kötü gidiştir.

58.   Ey iman edenler! Ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyeleriniz) ve sizden henüz buluğa ermeyenler, sizden üç vakit izin istesinler; sabah namazından önce, öğle sıcağında elbiselerinizi çıkardığınız sırada, bir de yatsı namazından sonra. (Bunlar) sizin için açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bunların dışında, izinsiz yanınıza girmelerinde ne size, ne de onlara günah yoktur; çevrenizde dolaşırlar, birbirinize bakarsınız. İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

Nûr Sûresi 59 - 61. Ayetler

59.   Sizden olan çocuklar dahi büluğa erdiklerinde, kendilerinden öncekilerin girmek için izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah, size âyetlerini böyle açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

60.   Nikâh ümidi kalmayan, çocuktan kesilmiş kadınlara ise bir zinet ile gösterişe çıkmamaları şartı ile çarşaflarını bırakmalarında bir günah yoktur. Bununla beraber iffetlice sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.

61.   Kör olana güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. (Yani yapamadıklarından dolayı günahkâr olmazlar) Size de kendi evlerinizden veya babalarınızın evlerinden veya analarınızın evlerinden veya kardeşlerinizin evlerinden veya kız kardeşlerinizin evlerinden veya amcalarınızın evlerinden veya halalarınızın evlerinden ve dayılarınızın evlerinden veya teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına sahip olduğunuzdan veya dostlarınızın evinden yemenizde bir sakınca yoktur. Gerek toplu ve gerek ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur. Dolayısıyla evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek, hoş bir sağlık dileği olmak üzere kendilerinize (birbirinize) selâm verin. İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor ki akıl erdiresiniz.

Nûr Sûresi 62 - 64. Ayetler

62.   Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman etmiş kimselerdir. Peygamberle ortak bir işte bulundukları zaman O'ndan (Peygamberden) izin almayınca gitmezler. Gerçekte senden izin isteyenler, onlar Allah'a ve Resûlüne inanan kimselerdir. Dolayısı ile bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver, onlar için Allah'tan bağışlanma isteği ver. Şüphe yok ki Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

63.   Peygamber'in çağırmasını aranızda birbirinize yaptığınjz çağrı gibi farzetmeyin! İçinizden birbirini siper ederek sıvışıp sıvışıp gidenleri Allah muhakkak biliyor; dolayısıyla onun emrine aykırı davrananlar başlarına bir belâ gelmesinden veya elem verici bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.

64.   Uyanın! Şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Muhakkak O, sizin ne durumda bulunduğunuzu bilir. Hele ona döndürülecekleri gün ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilendir.

Furkân Sûresi 1 - 2. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne yücedir.

2.     Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Hem hiçbir çocuk edinmemiştir, hem de mülkde O'na hiçbir ortak yoktur, her şeyi yaratmış ve her birini bir ölçü ile birleyip hepsinin mukadderatını hazırlamıştır.

Furkân Sûresi 3 - 11. Ayetler

3.     Böyle iken O'ndan başka bir takım ilahlar edindiler ki hiçbir şeyi yaratamazlar, bilakis kendileri yaratılıp duruyor, kendi kendilerine ne bir zarara, ne de bir menfaate malik değiller, ne öldürmeye güçleri yeter, ne yaşatmaya, ne de yeniden diriltip-yaymaya!

4.     İnkâr edenler: "Bu, sadece bir iftiradır onu o uydurdu, diğer bir kavim de bu hususta ona yardımda bulundu" dediler. Doğrusu zulme ve iftiraya başvurdular.

5.     Ve: "Bu ayetler, öncekilerin masalları, onları başkasına yazdırmış da sabah-akşam kendisine onlar okunuyor" dediler.

6.     De ki: "Onu göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirdi. Gerçekten o bağışlayandır, esirgeyendir."

7.     Bir de "Bu peygambere ne oluyor, yemek yiyor ve çarşılarda yürüyor, ona bir melek indirilse de kendisiyle birlikte o da bir uyarıcı olsa ya!" dediler.

8.     "Veya ona bir hazine bırakılsa, yahut güzel bir bahçesi olsa da ondan yese ya!" Dediler. Hem o zalimler: "Siz ancak büyülenmiş bir adama tabi oluyorsunuz!" dediler.

9.     Bak, senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar onlar sapmışlardır; artık hiçbir yol bulamazlar.

10.   O, öyle yücedir ki, dilerse sana ondan daha hayırlısını, altından ırmaklar akan cennetleri verir; sana köşkler de yapar.

11.   Fakat onlar kıyameti yalanladılar, biz ise kıyameti yalanlayanlara çılgın bir ateş hazırladık.

Furkân Sûresi 12 - 20. Ayetler

12.   (Ateş), onları gördüğü zaman ona özgü bir öfkelenme ve uğultu işitirler.

13.   Elleri boyunlarına bağlı olarak cehennemin dar bir yerine atıldıkları zaman orada helak olmayı isteyip-haykırırlar.

14.   "Bugün bir helaki isteyip-haykırmayın, çok helaki isteyip haykırın" denir.

15.   De ki: "ya o mu hayırlı, yoksa takvâ sahiplerine vâdolunan ebedi cennet mi? Ki orası kendilerine bir mükâfat ve sonunda varacakları bir konak bulunuyor."

16.   Onlar için orada ne isterlerse var, hem de orada ebedi kalacaklar. Bu, Rabbinin üzerine aldığı (yerine getirilmesi) istenen bir va'ddir.

17.   Hele onları Allah'tan başka taptıkları şeylerle bir araya getirip de onlara şöyle buyurduğunda: "Siz mi saptırdınız kullarımı, yoksa kendileri mi yolu kaybettiler?"

18.   Derler ki: "Sen yücesin; senden başka veliler edinmemiz bize yakışmaz; fakat sen onları ve atalarını zevke daldırdın, o kadar ki sonunda (seni) anmayı unuttular ve helâke giden bir kavim oldular."

19.   Denilir ki demek (ilahlarınız) sizi sözünüzde yalancı çıkarmışlardır, artık ne (azabı) savmaya, ne de bir yardıma çare bulamayacaksınız ve içinizden her kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız.

20.   Biz Senden önce de peygamberleri başka türlü göndermedik; şüphesiz onlar hem yemek yiyorlar, hem de çarşılarda geziyorlardı. Bir de bazınızı diğerine bir imtihan aracı kılmışızdır ki bakalım sabredecek misiniz? Rabbin hakkıyla görendir.

Furkân Sûresi 21 - 32. Ayetler

21.   Bununla beraber karşımıza çıkacaklarını ümit etmeyenler dediler ki: "O melekler bizim üzerimize indirilse ya, yahut Rabbimizi görsek ya!" Andolsun ki, onlar nefislerinde kendilerini büyük gördüler, büyük azgınlık ettiler.

22.   Fakat melekleri görecekleri gün, günahkârlara o gün müjde yoktur ve: "(Size sevinmek) yasaktır, yasak!" diyeceklerdir.

23.   Onların yaptıkları her işi ele alırız, onu saçılmış zerrelere çeviririz (değersiz kılarız).

24.   O gün cennetliklerin eğlendikleri yer çok hayırlı, dinlendikleri yer pek güzeldir.

25.   Hem o gün, göğün bulutları yarılacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.

26.   İşte o gün mülk elbette Rahman'ındır. Kâfirlere ise, o, pek zorlu bir gün olur.

27.   Hem o gün, zalim kimse ellerini ısıracak "Eyvah!" diyecek; "keşke peygamberle beraber bir yol tutaydım!"

28.   "Eyvah! Keşke falanı dost tutmayaydım!"

29.   "Zikir (Kur'an) bana gelmiş iken vallahi o, beni sapıttı." Öyle ya Şeytan insanı yardımsız yapayalnız bırakır.

30.   Peygamber de dedi ki: "Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı terkettiler."

31.   Ve işte biz böylece her peygamber için günahkarlardan bir düşman yapmışızdır. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

32.   Yine o İnkâr edenler derler ki: "Kur'an ona toplu olarak bir defada indirilseydi ya?" Biz onu gönlüne iyice yerleştirmek için böyle parça parça indirdik ve onu sana ağır ağır okuduk.

Furkân Sûresi 33 - 43. Ayetler

33.   Hem onlar sana herhangi bir mesel ile gelmezler ki, biz sana gerçeği ve en güzel tefsiri getirmiş olmayalım.

34.   Yüzleri üstü cehenneme toplanacaklar, onlar, yer bakımından en kötü, yol bakımından da en sapmış olanlardır.

35.   Andolsun Musa'ya o Kitab'ı verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.

36.   "Haydi âyetlerimizi yalanlayan o kavme gidiniz!" dedik. Sonunda, o kavmi yerle bir ederek helak ettik.

37.   Nuh kavmini de, peygamberleri yalanladıkları zaman boğuverip kendilerini insanlara bir ibret kıldık. Zalimler için elem verici bir azap hazırladık.

38.   Âd'ı da, Semûd'u da, Ress halkını da, bunların arasında daha birçok nesilleri de (helâk ettik).

39.   Ki her birine nasihat olarak misaller anlatmıştık; ve herbirini perişan ettik de ettik!

40.   Andolsun, felaket yağmuruna tutulan memlekete de vardılar, artık onu görüyor değiller miydi? Doğrusu öldükten sonra dirilmeyi arzu etmiyorlar, uyanmak istemiyorlardı.

41.   Seni de gördükleri zaman seni alaya alıyorlar: "Bu mu Allah'ın peygamber olarak gönderdiği?" diyorlar.

42.   "Eğer ilahlarımıza inanmakta sebat etmeseydik, gerçekten de bizi neredeyse onlardan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler.

43.   Gördün mü kötü duygularını kendisine ilah edinen kimseyi? Artık ona sen mi vekil olacaksın?

Furkân Sûresi 44 - 55. Ayetler

44.   Yoksa onların çoğunun söz dinleyeceğini veya akıllanacağını mı sanıyorsun? Onlar hayvan gibidir, hatta gidişçe daha da sapkındırlar.

45.   Bakmaz mısın Rabbine gölgeyi nasıl uzatmakta? Dileseydi onu elbette hareketsiz de kılardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kılmışız?

46.   Sonra nasıl uzayan gölgeyi tutup azar azar kendimize alarak kısaltmaktayız?

47.   Size geceyi bir örtü yapan, uykuyu bir istirahat, gündüzü de dağılıp çalışma zamanı kılan O'dur.

48.   Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen yine O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirmekteyiz.

49.   Ki bununla ölü bir beldeyi diriltelim ve yarattıklarımızdan nice hayvan sürülerini ve birçok insan kümelerini sulayalım.

50.   Andolsun, düşünsünler, ibret alsınlar diye o suyu aralarında evirip çevirmekteyiz. Yine de insanların çoğu dayatmakta, nankörlükten başkasına yanaşmamakta!

51.   Dileseydik, elbette her ülkeye bir uyarıcı gönderirdik.

52.   Mâdem ki yalnızca seni gönderdik, O halde kâfirlere itaat etme, Kur'an'la onlara karşı cihad et, büyük cihad!

53.   İki denizi birbirine salıveren O'dur. Şu tatlı yürek tazeler, şu tuzlu çorak, aralarında da bir engel ve aşılmaz bir sınır koymuştur.

54.   Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyet kılan O'dur. Kabbin güç yetirendir.

55.   Böyle iken Allah'ı bırakıp da kendilerine ne menfaat, ne de zarar veremeyecek şeylere tapıyorlar! Kafir, Rabbine karşı uğraşıp duruyor.

Furkân Sûresi 56 - 67. Ayetler

56.   Halbuki seni sadece bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

57.   De ki: "Buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanızı) istiyorum."

58.   Ölümsüz ve diri olan (Allah'a) tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.

59.   Gökleri, yeri ve aralarındakileri altı günde yaratan ve sonra Arş'ın üzerine istiva eden O Rahmân'dır. Haydi ne dileyeceksen O bilenden dile!

60.   Onlara: "Rahmân'a secde edin" denildiği zaman: "Rahman da neymiş? Bize emrediyorsun diye secde mi ederiz?" dediler ve (bu), onların nefretlerini artırdı.

61.   Gökte burçlar yapan, hem de içlerinde bir kandil (güneş), bir de nurlu bir ay asmış olan Allah ne yücedir.

62.   Düşünmek veya şükretmek isteyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren yine O'dur.

63.   Rahmân'ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahiller kendilerine laf attığı zaman "Selametle!" derler.

64.   Ve onlar ki, Rablerine secde ederek, kıyam durarak gecelerler.

65.   Ve onlar şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden sav. Gerçekten onun azabı (gelip geçici değil), devamlıdır."

66.   Gerçekten o, ne kötü durulacak bir yer ve ne kötü bir ikamet yeridir!

67.   Ve onlar infak ettikleri zaman israf etmezler, pintilik yapmazlar, ikisi arasında dengeli giderler.

Furkân Sûresi 68 - 77. Ayetler

68.   Ve onlar ki, Allah ile beraber diğer bir tanrıya dua etmezler, Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina yapmazlar. Her kim de bunları yaparsa, ağır ceza ile karşılaşır.

69.   Kıyamet günü azabı kat kat katlanır ve onda aşağılanmış olarak ebediyyen kalır.

70.   Ancak tevbe ve iman edip salih amel işleyenler başka, çünkü bunların günahlarını Allah iyiliğe çevirir. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

71.   Ve her kim tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunursa, o muhakkak tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner.

72.   Ve onlar ki, yalan yere şahitlik etmezler, boş söz ile karşılaştıkları zaman vakar ile oradan geçip giderler.

73.   Ve onlar ki, kendilerine Rablerinin âyetleri ile nasihat verildiği zaman onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.

74.   Ve onlar ki, "Ey Rabbimiz! Lütfûnla bizlere göz aydınlığı olacak eşler ve zürriyetler ihsan et ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl" derler.

75.   İşte bunlar sabırlarına karşılık cennetin en yüksek makamı ile mükafatlandırılacaklar, sağlık ve selamet ile karşılanacaklar.

76.   Orada ebedî kalacaklar; orası ne güzel durulacak bir yer ve ne güzel bir ikamet yeridir!

77.   De ki: "Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? Demek ki: yalanladılar! O halde yarın ceza (yakalarına) yapışacaktır."

Şuarâ Sûresi 1 - 19. Ayetler

Bismillâhirrahmânirrahîm

1.     Tâ, Sîn, Mim.

2.     Bunlar apaçık Kitab'ın âyetleridir.

3.     Onlar iman etmiyorlar diye sen adeta kendine kıyacaksın!

4.     Dilersek üzerlerine gökten bir mucize indiririz de ona boyunları eğilip kalır, hep iman ederler.

5.     Bununla beraber Rahman'dan kendilerine bir öğüt gelmiyor ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar.

6.     Evet, yalanlamaktalar; fakat onlara o alay ettikleri şeyin müthiş haberleri gelecektir.

7.     Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz onda her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.

8.     Şüphesiz ki, bunda bir ibret vardır; ama çoğu mü'min olmadı.

9.     Şüphesiz ki Rabbin, gerçekten güçlü ve engin merhamet sahibidir.

10.   Hani Rabbin, Musa'ya şöyle seslendi: "Git o zalim kavme!"

11.   "Firavun'un kavmine, hâla sakınmayacaklar mı?"

12.   (Musa) dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."

13.   "Göğsüm daralır, dilim açılmaz; onun için Harun'a da elçilik ver."

14.   "Hem de onların isnad ettikleri üzerimde bir suç var, ondan dolayı korkarım ki hemen beni öldürürler."

15.   (Allah) şöyle buyurdu: "Hayır! İkiniz ayetlerimizle gidin! Kuşkusuz biz sizinle beraberiz, (her şeyi) dinliyoruz."

16.   "Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan, biz âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz."

17.   "İsrailoğullarını bizimle beraber salıver."

18.   (Firavun) "Â!" dedi; "Biz seni çocukken içimizde büyütmedik mi? Hem ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin."

19.   "Hem yaptığın o işi yaptın. O halde sen nankörlerdensin."

Sayfa 15 / 27

  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
 
 
  • İLETİŞİM