• GİRİŞ
  • GİRİŞ...
  • KUR'AN-I KERİM
  • MEÂLİ
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
    • Kur'an Yolu Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ELMALILI HAMDİ YAZIR
    • Kur’an-ı Kerim Meali
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • ÖMER NASUHi BİLMEN
    • Kur’ân-ı Kerim Türçe Meâli
    • Kur’an-ı Kerim'e Göre Sıralama
    • Alfabetik Sıralama
  • RÜYA TABİRLERİ
    • A'dan Z'ye
    • İçindekiler
    • İslami Rüya Tabirleri

En'am Sûresi 158 - 165. Ayetler

158. Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbin gelmesini veya Rabbinin bazı alametleri gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye o günkü imanı hiçbir fayda vermez. De ki: "Bekleyin; çünkü biz, şüphesiz bekliyoruz."

159. Dinlerini parça parça edip de grup grup o anlar var ya, senin onlarla hiçbir alakan yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Sonra O, kendilerine yaptıklarını haber verecektir.

160. Kim bir iyilik ile gelirse, ona on katı verilir; kim de bir kötülük ile gelirse, o sadece misliyle cezalandırılır. Hiç birine haksızlık edilmez.

161. De ki: "Rabbim beni şeksiz şüphesiz dosdoğru bir yola doğru, sağlam bir dine, başka dinlerden sıyrılıp sadece hakka yönelen İbrahim'in dinine iletti. O, hiçbir zaman müşriklerden olmadı."

162. De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi olan Allah içindir."

163. O'nun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.

164. De ki: "Allah, her şeyin Rabbi iken ben O'ndan başka Rab mi isteyeceğim?

Herkesin kazandığı ancak kendisine aittir. Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Sonra dönüp Rabbinize varacaksınız. O zaman O, ihtilafa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir."

165. O, sizi yeryüzünün halifeleri yaptı, kiminizi kiminize göre derecelerle üstün kıldı; bunun hikmeti ise, size verdiği şeylerde sizi imtihan etmektir. Şüphe yok ki Rabbin azabı çabuk olandır, yine şüphe yok ki O, yegâne bağışlayan, yegâne esirgeyendir.

A'raf Sûresi 1 - 11. Ayetler

Bismillahirahmanirrahim

1.     Elif, Lam, Mim, Sad.

2.     (Bu), kendisiyle uyarman ve mü'minlere de bir öğüt olmak üzere sana indirilen bir kitaptır. Sakın bundan dolayı yüreğinde bir sıkıntı olmasın.

3.     Rabbinizden size indirilene uyun. O'ndan başka birtakım dostlara uyup Allah'a isyan etmeyin. Siz pek az düşünüyorsunuz.

4.     Biz nice ülkeleri helak ettik. Gece yatarlarken veya gündüz uyurlarken azabımız onlara gelivermiştir.

5.     Azabımız kendilerine geldiği zaman: "Biz gerçekten zalimlerden idik" demelerinden başka yakarışları olmadı.

6.     Elbette peygamber gönderilen ümmetlere soracağız ve elbette gönderilen peygamberlere de soracağız.

7.     Soracağız da, kendilerine karşı olan-biteni tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Öyle ya biz onlardan habersiz değildik.

8.     Hem o gün tartı haktır. Artık kimin tartıları ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

9.     Kimin de tartıları hafif gelirse, işte bunlar, ayetlerimize haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerine yazık edenlerdir.

10.   Andolsun, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve sizin için orada geçim vasıtaları yaptık. Siz çok az şükrediyorsunuz.

11.   Doğrusu önce atanız Âdem'i yarattık, sonra ona suret verdik, sonrada meleklere dedik ki: "Âdem'e secde edin!" hemen secde ettiler, ancak İblis secde edenlerden olmadı.

A'raf Sûresi 12 - 22. Ayetler

12.   (Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim halde seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (iblis) "Ben ondan daha hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" dedi.

13.   (Allah:) "Hemen in oradan, orada büyüklenmek senin haddin değildir. Haydi çık, çünkü sen aşağılıklardansın" buyurdu.

14.   (İblis:) "Bana, (insanların) diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi.

15.   (Allah:) "Haydi sen mühlet verilenlerdensin" buyurdu.

16.   Dedi ki: "Öyleyse beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstünde oturacağım."

17.   "Sonra onlara önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredici bulamayacaksın."

18.   (Allah:) "Kınanmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, kesinlikle hepinizi cehenneme doldururum." buyurdu.

19.   "Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. İkiniz dilediğiniz yerde yeyin. Ama şu ağaca yaklaşıp da zalimlerden olmayın."

20.   Derken şeytan örtülüp gizlenen yerlerini bunlara göstermek için ikisine de vesvese verdi ve: "Rabbiniz size başka bir şey için değil, sırf melek olursunuz veya ebedi kalanlardan olursunuz diye bu ağacı yasakladı" dedi.

21.   "Gerçekten ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim" diye ikisine de yemin etti.

22.   Böylece ikisini de kandırarak makamlarından aşağı çekti. Ağacı tattıkları zaman çirkin yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri de kendilerine: "Ben sizi bu ağaçtan men etmemiş miydim? Ve haberiniz olsun bu şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?" diye nida etti.

A'raf Sûresi 23 - 30. Ayetler

23.   Dediler ki: "Rabbimiz! Kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz, merhamet etmezsen, şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz."

24.   (Allah) buyurdu ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde bir zaman kadar yerleşme ve geçim vardır."

25.   Buyurdu ki: "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız."

26.   Ey Âdemoğulları! Bakın size çirkin yerlerinizi örtecek elbise ve süslenecek giysi indirdik. Fakat takva elbisesi, işte o hepsinden daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp ibret alırlar.

27.   Ey Âdemoğulları! Şeytan, babanızla ananızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de bir belaya uğratmasın; çünkü o ve taraftarları sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kıldık.

28.   Bir edepsizlik yaptıkları zaman da: "Atalarımızı böyle bulduk, bunu bize Allah emretti" derler. De ki: Allah edepsizliği emretmez. Bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üstüne mi atıyorsunuz?

29.   De ki: "Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğiniz de yüzlerinizi (O'na) çevirin ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na ibadet edin. Sizi başlangıçta O yarattığı gibi, yine O'na döneceksiniz."

30.   Bir kısmını hidayete erdirdi, bir kısmına da sapıklık hak oldu; çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dostlar edindiler. Bir de kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.

A'raf Sûresi 31 - 37. Ayetler

31.   Ey Âdemoğulları! Her namaz ve tavaf esnasında setri avrete dikkat etin. Yeyin, için fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez.

32.   De ki: "Allah'ın kullar için yarattığı elbise ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Onlar dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnız onlar içindir." İlim ehli olanlar için ayetleri böyle açıklıyoruz.

33.   De ki: "Rabbim ancak: Açık ve gizli bütün hayâsızlıkları her türlü günahı, haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi ortak koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."

34.   Her ümmet için bir ecel vardır. Müddetleri gelince, ne bir an geri kalırlar ne de bir an öne geçerler.

35.   Ey Âdemoğulları! İçinizden size ayetlerimizi anlatan peygamberler gelir de her kim onlara karşı gelmekten sakınır ve kendini ıslah ederse, artık onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

36.   Ayetlerimizi yalanlayanlara ve bunlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenlere gelince, böyleler ateşin arkadaşlarıdır; orada ebedi olarak kalacaklardır.

37.   Allah'a iftira eden veya onun ayetlerini yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir? Bunlara kitaptan nasipleri erişir. Sonunda kendilerine göndereceğimiz melekler canlarını alırlarken: "Hani Allah'ı bırakıp da taptıklarınız nerede?" dediklerinde, "Onlar bizi bırakıp kayboldular" derler. Ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerinde şahitlik ederler.

A'raf Sûresi 38 - 43. Ayetler

38.   (Allah:) "sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin" buyurur. Her ümmet girdikçe dindaşlarını lanetler. Nihayet hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekileri göstererek: "Rabbimiz! İşte şunlar bizi yoldan çıkardılar, onun için onlara ateşten iki kat azap ver" derler. (Allah da:) "Her biriniz için iki katıdır, fakat siz bilmiyorsunuz?" buyurur.

39.   Öncekiler de sonrakilere derler ki: "Sizin de bize karşı bir üstünlüğünüz olmadı, kendi kazandıklarınızın cezası olarak azabı tadın."

40.   Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyen kimselere gök kapıları açılmaz ve deve iğnenin deliğinden girinceye kadar onlar cennete giremezler. Günahkârları işte böyle cezalandırırız.

41.   Onlar için cehennem ateşinden bir yatak ve üstlerine örtüler vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız.

42.   İman edip iyi işler yapanlara gelince, -hiçbir kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- işte bunlar cennet ehlidirler. Orada ebedi kalacaklardır.

43.   Cennette göğüslerinde kinden ne varsa hepsini söküp atmışızdır. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Hidayetiyle bizi buna ulaştıran Allah'a hamdolsun. O bize hidayet etmeseydi, kendiliğimizden bunun yolunu bulmamıza imkân yoktu. Hakikaten Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmişler." Onlara şöyle seslenilir: "İşte bu gördüğünüz cennete, yapmış olduğunuz ameller sebebiyle varis kılındınız."

A'raf Sûresi 44 - 51. Ayetler

44.   Bir de cennet ehli cehennem ehline şöyle seslenir: "Hakikaten biz, Rabbimizin bize vaat ettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vaat ettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar "Evet" derler. Derken aralarından bir çağırıcı şöyle bağırır: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!"

45.   "Onlar, Allah yolundan alıkoyan, onu eğip bükmek isteyen ve ahireti inkâr edenlerdir."

46.   Artık iki taraf arasında bir perde ve A'raf üzerinde herkesi simalarından tanıyan bir takım adamlar vardır. Cennet ehline: "Selamün aleyküm!" diye seslenirler ki bunlar henüz cennete girmeyen (fakat girmeyi) ümit edenlerdir.

47.   Gözleri cehennem ehli tarafına çevrilince de: "Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber kılma!" derler.

48.   A'raf ehli, simalarından tanıdıkları bir takım adamlara seslenip: "Gördünüz, topluluğunuz ve taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir fayda sağlamadı." derler.

49.   "Allah, bunları mümkün değil rahmetine erdirmez diye yemin ettiğiniz kimseler şunlar mı?" dedikten sonra berikilere dönüp: "Girin cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz" derler.

50.   Cehennem ehli de cennet ehline şöyle bağırır: "Lütfen suyunuzdan veya Allah'ın size rızık olarak verdiği nimetlerden biraz da bize verin!" Onlarda: "Doğrusu Allah bunları kâfirlere haram kıldı" derler.

51.   O kâfirler ki, dinlerini bir oyun ve eğlence edindiler ve dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unutacağız.

A'raf Sûresi 52 - 57. Ayetler

52.   Gerçekten onlara bir kitap gönderdik. İman edecek bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olması için ilim üzere onu çeşitli biçimlerde açıkladık.

53.   Onlar: "Hele bakalım nereye varacak?" diye onun ancak tevilini gözetiyorlar. Onun tevili geldiği gün, önceden onu unutmuş olanlar şöyle diyecekler: "Şimdi bizim şefaatçilerden hiç biri var mı ki, bize şefaat etsinler veya geri döndürülmemiz mümkün mü ki; yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Yok! Doğrusu kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler (putlar) onlardan kaybolup gittiler.

54.   Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde yaratan, sonra arş üzerine istiva eden, geceyi, durmadan kendisini takip eden gündüze bürüyüp örten, güneş, ay ve yıldızlar emrine boyun eğmiş olan Allah'tır. Biliniz ki, yaratmak da, emretmek de O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.

55.   Rabbinize yalvara-yakara ve gizlice dua edin. Şüphesiz O haddi aşanları sevmez.

56.   Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Korkarak ve umarak O'na kulluk edin. Şüphesiz iyilik edenlere Allah'ın rahmeti yakındır.

57.   Rahmetinin önünde rüzgârları müjdeleyici olarak gönderen O Allah'tır. Sonunda bunlar (rüzgârlar) ağır bulutları hafif bir şey gibi kaldırıp yüklendiklerinde, biz onları ölü bir memlekete sevk ederiz, derken oraya su indirir. Ve orada türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Umulur ki, düşünür ibret alırsınız.

A'raf Sûresi 58 - 67. Ayetler

58.   Güzel memleketin bitkisi Rabbinizin izniyle güzel çıkar, kötü olandan ise çıkmaz; çıkan da bir şeye yaramaz. Şükredecek bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.

59.   Andolsun, Nuh'u kavmine elçi olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; ondan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben üzerinize büyük bir günün azabının inmesinden korkuyorum."

60.   Kavminden ileri gelenler: "Gerçekten biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz" dediler.

61.   Dedi ki: "Ey kavmim! Bende hiçbir sapıklık yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafından (gönderilmiş) bir elçiyim."

62.   "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum, size nasihat ediyorum ve sizin bilemeyeceklerinizi (Allah'tan gelen vahiy ile) biliyorum."

63.   "Size korkunç sonu haber vermek ve sakınmanız için, belki rahmete nail olursunuz diye içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir ikaz geldiğine inanmıyor da şaşırıyor musunuz?"

64.   Bunun üzerine onu yalanladılar, biz de kendisini ve beraberindeki iman edenleri gemide kurtuluşa erdirdik, ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü bunlar kör bir kavimdiler.

65.   Âd kavmine de kardeşleri Hûd peygamberi gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ siz O'nun azabından sakınmayacak mısınız?"

66.   Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Şüphesiz biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz ve doğrusu biz seni yalancılardan biri sanıyoruz."

67.   Dedi ki: "Ey kavmim! Bende hiçbir çılgınlık yoktur; fakat ben âlemlerin Rabbi tarafından (gönderilmiş) bir elçiyim."

A'raf Sûresi 68 - 73. Ayetler

68.   "Size Rabbimin risaletini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."

69.   "Sizi uyarmak için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size ikaz geldiğine inanmıyor da şaşırıyor musunuz? Düşünün ki O sizi, Nuh'un kavminden sonra onların yerine geçirdi ve yaratılışta sizi üstün kıldı. O halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz."

70.   Dediler ki: "Sen bize yalnız Allah'a kulluk edelim, atalarımızın tapmakta olduklarını bırakalım diye mi geldin? Eğer doğrulardan isen, haydi bizi tehdid edip durduğun o azabı başımıza getir de görelim!"

71.   Hûd, dedi ki: "İşte üzerinize Rabbinizden bir azap ve bir gazap indi. Siz benimle sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hakkında tartışıyor musunuz? Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Artık bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."

72.   Bunun üzerine kendilerini ve beraberindekileri rahmetimizle kurtuluşa erdirdik ve ayetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.

73.   Semud kavmine de kardeşleri Salih (peygamberi gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka ilahınız yoktur. İşte size Rabbinizden apaçık bir mucize geldi. Bu, size bir mucize olarak Allah'ın devesidir. Bırakın onu, Allah'ın arzında otlasın, sakın ona bir kötülükle dokunmayın, sonra elem verici bir azaba uğrarsınız."

A'raf Sûresi 74 - 81. Ayetler

74.   "Düşünün ki, O, Âd (kavmin)den sonra yerlerine sizi getirdi ve yeryüzünde sizi yerleştirdi. Düzlüklerinde köşkler yapıyorsunuz, dağlarından evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünü fesatçılıkla berbat etmeyin."

75.   Kavmi içinde kibirlerine yediremeyen ileri gelenler, o hırpalanmakta olan iman edenlere dediler ki: "Siz Salih'in gerçekten Allah tarafından gönderilmiş olduğunu biliyor musunuz?" Onlar da: "Biz onunla gönderilene inananlarız" dediler.

76.   Büyüklük taslayanlar dediler ki: "Doğrusu biz sizin iman ettiğiniz şeyleri inkâr edenleriz."

77.   Derken o dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emirlerinden dışarı çıkıp dediler ki: "Ey Salih! Sen gerçekten gönderilenlerden isen, bizi tehdid etmekte olduğun azabı getir de görelim".

78.   Bunun üzerine onları o sarsıntı yakaladı da vatanlarında diz üstü çöke kaldılar.

79.   (Salih de) onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin risaletini tamamıyla tebliğ ettim ve size nasihat ettim, iyiliğiniz için çalıştım; fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz."

80.   Lut peygamberi de (gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı hayâsızlığı siz mi yapıyorsunuz?"

81.   "Gerçekten kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Doğrusu siz, haddi aşan bir kavimsiniz."

A'raf Sûresi 82 - 87. Ayetler

82.   Kavminin ise şöyle demekten başka bir cevabı olmadı: "Bunları memleketinizden çıkarın; çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!"

83.   Biz de onu ve ailesini kurtardık; ancak karısı kalıp yere geçenlerden oldu.

84.   Ve üzerlerine azap yağmuru yağdırdık. İşte bak günahkârların sonu nasıl oldu.

85.   Medyen kavmine de kardeşleri Şuayb peygamberi (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka ilahınız yoktur. İşte size Rabbinizden apaçık bir delil geldi; artık ölçüyü, tartıyı tam tutun. İnsanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Bana inanırsanız, bu söylediklerim sizin için hayırlıdır."

86.   "Hem öyle tehdid ederek, her caddenin başına oturup da Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmeyin ve yolun çarpıklığını arzu etmeyin. Düşünün ki vaktiyle siz pek az idiniz, öyle iken O, sizi Çoğalttı. Bakın bozguncuların sonu nasıl oldu."

87.   Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen hakikate inanmış, bir kısmı da inanmamış ise Allah aranızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hâkimlerin en hayırlısıdır.

A'raf Sûresi 88 - 95. Ayetler

88.   Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şuayb! Seni de seninle beraber iman edenleri de kesinlikle memleketimizden çıkarırız. Veya mutlaka dinimize dönersiniz." (Şuayb:) "İstemesek de mi?" dedi.

89.   "Doğrusu Allah bizi kurtarmış iken tekrar sizin dininize dönecek olursak yalan söyleyerek Allah'a iftira etmiş oluruz. Ona dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Ancak Rabbimiz Allah dilemiş olursa o başka. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz Allah'a dayanırız. Ey bizim Rabbimiz! Kavmimizle bizim aramızda adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın."

90.   Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Yemin ederiz, eğer Şuayb'a uyarsanız, hiç şüphe yok o takdirde siz mutlaka hüsrana uğrarsınız."

91.   Derken onları o şiddetli sarsıntı yakalayıverdi, derhal vatanlarında diz üstü çöke kaldılar.

92.   Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki orada hiç şenlik kurmamışlardı; Şuayb'ı yalanlayanlar, hüsrana uğrayanlar olmuşlardır.

93.   (Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "Ey kavmim! Allah biliyor ki, ben size Rabbimin risaletini tebliğ ettim, size nasihat de ettim, şimdi kâfir bir kavme

94.   Biz hangi memlekete peygamber gönderdikse, başlangıçta oranın ahalisini yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır ki yalvarıp yakarsınlar.

95.   Sonra da kötülüğün yerini güzellikle değiştirdik, tâ ki çoğaldılar ve dediler ki: "Doğrusu atalarımızın sıkıntılı halleri de olmuş, sevinçli anları da." Tam o vakit biz de kendilerini, onlar farkına varmadan ansızın yakalayıverdik.

A'raf Sûresi 96 - 104. Ayetler

96.   Eğer o memleketlerin ahalisi iman edip, Allah'tan korksaydılar, elbette üzerlerine yerden ve gökten bereket (kapıları) açardık, fakat yalanladılar, biz de kendilerini kazandıklarıyla tutup alıverdik.

97.   Ya şimdi şu köy-kasaba ahalisi geceleyin uyurlarken, kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

98.   Yine o köy-kasaba ahalisi kuşluk vakti oynayıp-eğlenip dururlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

99.   Ya da Allah'ın tuzağından emin mi oldular? Fakat kendilerine yazık eden topluluklardan başkası Allah'ın tuzağından emin olamaz.

100. Eski sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olan kimselere hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer dilemiş olsak onların da günahlarını başına çarpardık. Fakat kalplerinin üzerlerini mühürleriz de onlar gerçeği işitmezler.

101. İşte o memleketler, onların başına gelenlerden bir kısmını sana kıssa olarak anlatıyoruz. Andolsun onlara peygamberleri delillerle geldiler, öyle iken iman etmek istemediler; çünkü daha önce inkâr etmeyi adet edinmişlerdi. Allah, kâfirlerin kalbini işte böyle mühürler.

102. Hem onların çoğunda sözünde durma diye bir şey görmedik. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış olarak gördük.

103. Sonra onların arkasından ayetlerimizle Musa'yı, Firavun'a ve çevresine gönderdik. Onlar o ayetlere haksızlık ettiler; ama bak ki, o bozguncuların sonu nasıl oldu?

104. Musa: "Ey Firavun" dedi; "bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından (gönderilmiş) bir peygamberim."

A'raf Sûresi 105 - 120. Ayetler

105. "Birinci vazifem Allah'a karşı haktan başka bir şey söylemememdir. Gerçekten ben size açık bir delil ile geldim. Artık İsrailoğullarını benimle beraber gönder."

106. (Firavun) dedi ki: "Eğer bir mucize ile geldinse ve doğrulardan isen onu getir bakalım."

107. Bunun üzerine (Musa) asasını bıraktı. Ne görsün! O kocaman bir ejderha oluverdi.

108. Ve elini (cebinden) çıkardı. Ne görsün! O bakanlara bembeyaz (görünüyor.)

109. Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Şüphesiz bu çok bilgili bir sihirbazdır."

110. "Sizi yerinizden çıkarmak istiyor. Ne emredersiniz?"

111. Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcılar yolla.

112. Usta sihirbazların hepsini sana getirsinler."

113. Bütün sihirbazlar Firavun'a geldiler ve: "Eğer üstün gelenler bizler olursak, bize kesin bir mükâfat var mı?" dediler.

114. (Firavun:) "Evet" dedi; "hem o zaman siz gözdelerden olacaksınız."

115. Dediler ki: "Ey Musa sen mi (önce) atacaksın, yoksa atanlar biz mi olalım?"

116. "Siz atın" dedi. Ne zaman ki atacaklarını attılar, insanların gözlerini büyülediler ve onları dehşete düşürdüler ve büyük bir sihir gösterdiler.

117. Biz de Musa'ya "Âsanı bırak!" diye vahyettik; bir de baktılar ki bu, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuyor.

118. Artık gerçek ortaya çıktı ve onların bütün yaptıkları boşa gitti.

119. (Firavun ve yandaşları) artık orada mağlup olmuşlardı, küçük düşmüşlerdi.

120. Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.

A'raf Sûresi 121 - 130. Ayetler

121. "Âlemlerin Rabbine iman ettik" dediler.

122. "Musa ve Harun'un Rabbine!" iman ettik dediler.

123. Firavun dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Şüphesiz bu, bir hiledir. Siz bu hileyi yerli halkı oradan çıkarmak için şehirde planlaşmışsınız; o halde yakında anlayacaksınız."

124. "Mutlak ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi birden asacağım!"

125. Dediler ki: "Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz."

126. Onlar; "Sen sadece Rabbimizin ayetleri gelince onlara inandığımız için bize kızıyorsun. Ey bizim Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak canımızı al!" dediler.

127. Firavun'un kavminden yine o ileri gelenler dediler ki: "Musa'yı ve kavmini seni ve ilahlarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi bırakacaksın?" (Firavun:) "Yine oğullarını öldürürüz, kadınlarını sağ bırakırız; yine onlara karşı ezici üstünlüğümüzü sürdürürüz" dedi.

128. Musa kavmine: "Siz Allah'tan yardım isteyin ve acıya tahammül edip dayanın. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır. Ona kullarından dilediğini varis kılar. Sonuç takva sahiplerinindir" dedi.

129. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da bize eziyet edildi." (Musa:) "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizi yeryüzünde hükümdar yapacak, böylece sizin de nasıl işler yapacağınıza bakacak" dedi.

130. Gerçekten biz, Firavun'un ailesini yakaladık, düşünüp ibret alsınlar diye senelerce kuraklık ve ürün kıtlığına uğrattık.

A'raf Sûresi 131 - 137. Ayetler

131. Fakat kendilerine bir iyilik geldiği zaman, "İşte bu bizim hakkımızdır" derler; başlarına bir kötülük gelirse, Musa ile beraberindekileri uğursuz sayarlardı. Uğursuzlukları ise, ancak Allah katındadır, fakat onların çoğu bilmezler.

132. Dediler ki: "Sen bizi büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, sana inanacak değiliz."

133. Biz de kudretimizin ayrı ayrı delilleri olarak onlar üzerine tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar ve kan gönderdik; yine inat ettiler ve çok günahkâr bir kavim oldular.

134. Azap üzerlerine çökünce: "Ey Musa! Sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et. Eğer bizden bu azabı kaldırırsa, andolsun ki sana kesinlikle iman ederiz ve İsrailoğullarını seninle beraber göndeririz."

135. Ne zaman ki ulaşabilecekleri bir süreye kadar kendilerinden azabı kaldırdık, derhal yeminlerini bozdular.

136. Biz de ayetlerimizi yalanlamaları ve onlara kulak asmamaları sebebiyle kendilerinden intikam aldık ve hepsini denizde boğduk.

137. Hırpalanıp ezilmekte olan Yahudi kavmini, yeryüzünün bereketlerle donattığımız doğularına, batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin israiloğullarına olan o güzel kelimesi -sabretmeleri sebebiyle- tamamen gerçekleşti. Firavun ile kavminin yapmakta olduklarını ve yükselttikleri binaları yerle bir ettik.

A'raf Sûresi 138 - 143. Ayetler

138. İsrailoğullarını denizden geçirdik; derken bir kavme rastladılar, toplanmışlar kendilerine mahsus birtakım putlara tapıyorlardı. Dediler ki: "Ey Musa! Bunların birçok ilahları olduğu gibi, sen de bize bir ilah yap!" (Musa:) "Gerçekten siz cahillik ediyorsunuz" dedi.

139. "Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, helak olmaya mahkûmdur ve bütün yaptıkları batıldır."

140. (Musa) dedi ki: "Ben size Allah'tan başka bir ilah mı arayayım? O sizi âlemlere üstün kıldı."

141. "Hem düşünseniz ya! Firavun'un hanedanından sizi kurtardığımız o günleri! Size azabın en kötüsünü yapıyorlardı; erkek çocuklarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı."

142. Bir de Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik, bu suretle Rabbinin tayin ettiği vakit tam kırk gece oldu. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: "Kavmim içinde benim yerime geç. Islaha çalış, bozguncuların yoluna gitme."

143. Ne zaman ki, Musa tayin ettiğimiz vakitte geldi ve Rabbi onunla konuştu, "Rabbim! (kendini) bana göster, seni göreyim" dedi. (Allah) buyurdu ki: "Asla beni göremezsin. Fakat dağa bak, eğer yerinde durursa, sen de beni göreceksin!" Derken Rabbi dağa tecelli edince, onu tozduman etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca: "Noksan sıfatlardan seni tenzih ederim, sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi.

A'raf Sûresi 144 - 149. Ayetler

144. (Allah) buyurdu ki: "Ey Musa! Haberin olsun ben risaletlerimle ve kelamımla seni insanların başına seçtim. Şu sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol."

145. Öğüt ve hükümlerin açıklanmasına dair her şeyi, Musa için levhalarda yazdık. "Haydi" dedik; "Bunları kuvvetle tut, kavmine de emret onlara en güzeli ile sarılsınlar. İleride size o fasıkların yurdunu göstereceğim."

146. Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri âyetlerimizden uzaklaştıracağım. Onlar her mucizeyi görseler de iman etmezler. Doğru yolu görseler de onu yol edinmezler. Eğer sapıklık yolunu görürlerse, onu yol edinirler. Öyle! Çünkü onlar âyetlerimizi yalanlamayı adet edinmişler ve hep onlardan gafil olmuşlardır.

147. Hâlbuki âyetlerimizi ve ahirete kavuşacaklarını yalanlayanların bütün amelleri boşa çıkmıştır. Şüphesiz çekecekleri sadece kendi amellerinin cezasıdır.

148. Tur'a giden Musa'nın arkasından kavmi, zinet eşyalarından böğüren bir dana heykeli edindiler. Görmediler mi ki o, onlara bir söz de söyleyemezdi, bir yol da gösteremezdi. Fakat onu (tanrı) edindiler ve zalimler oldular.

149. Pişman olup kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce: "Andolsun ki Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız!" dediler.

A'raf Sûresi 150 - 155. Ayetler

150. Musa, kavmine son derece kızgın ve üzgün olarak dönünce: "Beni arkamdan ne kötü temsil ettiniz! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi ve levhaları bırakıp kardeşinin başından tuttu, kendine doğru çekiyordu; (Harun:) "Anam oğlu! İnan ki, bu kavim beni hırpaladı, az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalim kavim ile beraber tutma!" dedi. ü

151. (Musa da), "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine koy. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin!" dedi.

152. Şüphesiz o danayı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. İşte iftiracıları böyle cezalandırırız.

153. Kötü amelleri işleyip de sonra arkasından tevbekar olup iman edenler ise, şüphesiz ki Rabbin ondan (tevbe ve imandan) sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir.

154. Musa'nın öfkesi yatışınca levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardı.

155.   Bir de Musa tayin ettiğimiz vakit için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (Musa) "Rabbim! Dileseydin bunları ve beni daha önce helak ederdin; şimdi bizi içimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı helâk mı edeceksin? O sadece senin imtihanındır. Onunla sen dilediğini saptırır, dilediğini de hidayete erdirirsin. Sen bizim velimizsin, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bağışlayanların en hayırlısısın" dedi.

A'raf Sûresi 156 - 159. Ayetler

156. "Bize bu dünyada, hem de ahirette bir güzellik yaz. Gerçekten biz sana tövbe ile döndük." Buyurdu ki: "Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kuşatır. İleride rahmetimi, özellikle sakınanlar, zekât verenler ve âyetlerimize iman edenler için yazacağım.

157. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı bulacakları o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyarlar; o (Peygamber) onlara iyiliği emreder, onları kötülükten sakındırır, kendileri için temiz hoş şeyleri helâl, pis şeyleri de haram kılar. Sırtlarından ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları, zincirleri indirir atar. O zaman ona iman eden, ona saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun nübüvvetiyle beraber indirilen nûr'a (Kur'an'a) uyan kimseler, işte kurtuluşa erenler onlardır.

158. De ki: Ey insanlar! Haberiniz olsun, ben sizin hepinize, Allah'ın elçisi yim. O Allah ki bütün göklerin ve yerin mülkü onundur. Ondan başka ilah yoktur, hem diriltir, hem öldürür. Onun için gelin, Allah'a ve ümmî Peygamber olan Resûlüne -ki o Allah'a ve Allah'ın bütün kelamına iman ederiman edin ve uyun ki hidayete erebilesiniz.

159. Evet! Musa'nın kavminden bir ümmet de var ki hakka yöneltirler ve onunla adil davranırlar.

A'raf Sûresi 160 - 163. Ayetler

160. Biz onları oymaklar halinde oniki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su istediği zaman Musa'ya, "Asan ile taşa vur" diye vahyettik. O zaman ondan oniki pınar akmaya başladı, insanların her kısmı kendi su alacağı yeri belledi. Bulutu da üzerlerine gölgelik yaptık. Kendilerine kudret helvası ile bıldırcın eti indirdik. "Size rızık olarak verdiğimiz nimetlerin temizlerinden yeyin" dedik. Bununla beraber bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.

161.  O zaman onlara denilmişti ki: Şu şehirde yerleşin, onun nimetlerinden dilediğiniz yerde yeyin, "dileğimiz bağışlanmadır" deyin ve kapıdan secde ederek girin ki, suçlarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızın fazlasını vereceğiz.

162. Derken içlerinden zulmedenler, sözü değiştirdiler, kendilerine söylenenden başka bir şekle koydular. Biz de zulmü adet edinmeleri sebebiyle üzerlerine gökten bir azap indirdik.

163. Onlara, deniz kıyısında bulunan şehrin başına gelenleri sor. O zaman cumartesi günü (yasağını çiğneyip) haddi aşıyorlardı. Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar yanlarına akın akın geliyorlardı. Cumartesi tatili yapmadıklar; gün ise gelmiyorlardı. İşte biz, yoldan çıkmaları sebebiyle onları böyle imtihan ediyorduk.

A'raf Sûresi 164 - 170. Ayetler

164. İçlerinden bir topluluk: "Niçin Allah'ın helâk edeceği yahut şiddetli bir azap ile azaplandıracağı bir kavme öğüt veriyorsunuz?" dediği zaman (öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize beyan edebileceğimiz bir mazeret olması için, bir de belki Allah'tan korkup sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)."

165. Ne zaman ki, yapılan nasihatları unuttular, kötülükten sakındıranları kurtardık, zulmedenleri de yaptıkları kötülükler sebebiyle şiddetli bir azaba uğrattık.

166. Ne zaman ki, sakındırdıkları şeylerden dolayı kızıp haddi aşmaya başladılar, biz de onlara: "Maymun olun keratalar!" dedik.

167. Rabbin, mutlaka kıyamet günü'ne kadar onlara kötü azabı yapacak kimseleri göndereceğini ilân etti. Şüphe yok ki Rabbin azabı çabuk verendir, yine şüphe yok ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

168. Onları Yahudileri yeryüzünde birçok topluluklar olarak parçaladık; içlerinden iyi olanları da vardı, bundan aşağıda olanlar da vardı. Onları nimet ve musibet ile imtihan ettik, ki kötülüklerden dönsünler.

169. Derken onların ardından yerlerine bozuk bir topluluk geçti. (Bunlar), kitaba mirasçı oldular. Şu alçak dünya malını alırlar, bir de "(nasıl olsa) bağışlanacağız" derler. Karşı taraftan kendilerine öyle bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden kitap sözü alınmadı mı ve onun içindekini ders edinip okumadılar mı? Halbuki âhiret yurdu, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

170. Kitab'a sarılanlar ve namazı kılanlar var ya, işte biz böyle iyilik yapanların mükâfatını hiçbir zaman zayi etmeyiz.

A'raf Sûresi 171 - 178. Ayetler

171. Bir zaman dağı bir gölgelik gibi tepelerine kaldırdık, üstlerine düşüyor sanmışlardı. Demiştik ki: "Size verdiğimizi (kitabı) kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, ki korunasınız. "

172. Rabbin Ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları kendi nefislerine karşı şahit tutarak "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği zaman (onlar da:) "Evet (Rabbimizsin) şahit olduk" dediler. Kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu" dememeniz için (böyle yaptık).

173. Yahut "önceden atalarımız Allah'a ortak koştular, biz ise onlardan sonra gelen bir nesiliz; Şimdi o bâtıl yolu tutanların işledikleri yüzünden bizi helâk mı edeceksin?" dememeniz için (böyle yaptık).

174. İşte biz âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz, umulur ki inkârdan dönerler.

175. Onlara o herifin kıssasını da oku ki ona âyetlerimizi vermiştik sonra onlardan sıyrılıp çıkmıştı; nihayet şeytan onu peşine taktı ve sonunda azgınlardan oldu.

176. Eğer dileseydik, biz onu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, yere (alçaklığa) saplandı ve hevâsının peşine düştü. Artık onun durumu, köpeğin durumuna benzer; üzerine varsan dilini çıkarıp solur, bıraksan yine dilini çıkarıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı kendilerine bir anlat; umulur ki düşünürler.

177. Âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür! Onlar sadece kendilerine zulmediyorlardı.

178. Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa, işte hüsrana uğrayanlar da onlardır.

A'raf Sûresi 179 - 187. Ayetler

179. Andolsun, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların öyle kalpleri vardır ki, onlarla anlamazlar ve öyle gözleri vardır ki onlarla görmezler ve öyle kulakları vardır ki, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha şaşkındırlar. İşte onlar gafil olanlardır.

180. En güzel isimler Allah'ındır. Onun için siz O'na onlarla (güzel isimlerle) dua edin ve O'nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Yarın onlar yaptıklarının cezasını çekecekler.

181. Yine bizim yarattıklarımızdan bir ümmet de var ki, hakka iletirler ve adaleti yerine getirirler.

182. Âyetlerimizi yalanlayanlar ise, biz onları bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâka götüreceğiz.

183. Onlara mühlet veririm; ama benim cezam pek çetindir.

184. Bunlar düşünmediler mi ki, kendilerine söz söyleyen zatta delilikten bir eser yoktur? O, ancak ilerideki tehlikeyi açık bir surette haber veren bir uyarıcıdır.

185. Bunlar göklerin, yerin ve Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyin bütün tedbir-u melekutu (gökleri ve yeri yaratan ve zabt-u idare eden kudret ve saltanatın büyüklüğü) hakkında bir fikir yürütmediler mi? Şu ecellerinin gerçekten yaklaşmış olması ihtimalini bir düşünmediler mi? O halde Kur'an'a iman etmedikten sonra hangi söze inanacaklar?

186. Allah kimi saptırırsa onu doğru yola getirecek yoktur. O onları azgınlık içinde birakır, körü körüne yuvarlanıp giderler.

187. Sana kıyametin "Ne zaman gelip çatacağını (gerçekleşeceğini)" soruyorlar. De ki: "Onun ilmi yalnız Rabbimin katindadır. Onu vakti vaktine tecelli ettirecek ancak O'dur. O, öyle ağır bir mesele ki bütün göklerde ve yerde onu yüklenebilecek kimse yoktur. O size ansızın gelecektir." Sanki sen ondan haberdarmışsın gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah'ın katindadır. Fakat insanların çoğu bilmezler."

Sayfa 7 / 16

  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
 
 
  • İLETİŞİM